7 Mayıs 2012 PFDK Kararları

PFDK kararlarını açıkladı. Aziz Yıldırım, Fenerbahçe, Trabzonspor ve diğer takımlar kurumsal olarak herhangi bir ceza almadılar. İşte tam liste ;

 

 

1- aziz yildirim hakkında, 21.02.2011 günü oynanan manisaspor-trabzonspor, 26.02.2011 günü oynanan fenerbahçe-kasımpaşa, 06.03.2011 günü oynanan bursaspor- büyükşehir belediyespor, 07.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-fenerbahçe (oyçokluğu), 20.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-trabzonspor, 09.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-fenerbahçe, 17.04.2011 günü oynanan trabzonspor-bursaspor, 22.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-trabzonspor, 01.05.2011 günü oynanan fenerbahçe- büyükşehir belediyespor (oyçokluğu), 08.05.2011 günü oynanan karabükspor -fenerbahçe, 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe-ankaragücü, 15.05.2011 günü oynanan trabzonspor- büyükşehir belediyespor, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe, 06.03.2011 günü oynanan beşiktaş-trabzonspor, 24.04.2011 günü oynanan bucaspor-fenerbahçe, 10.04.2011 günü oynanan galatasaray-trabzonspor, 04.03.2011 günü oynanan kayserispor-manisaspor, 18.03.2011 günü oynanan galatasaray-fenerbahçe, 13.03.2011 günü oynanan fenerbahçe-konyaspor müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,
2- mehmet şekip mosturoğlu hakkında, 09.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-fenerbahçe, 08.05.2011 günü oynanan karabükspor -fenerbahçe (oyçokluğu), 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe-ankaragücü,10.04.2011 günü oynanan galatasaray-trabzonspor müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

mehmet şekip mosturoğlu’nun 22.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-trabzonspor müsabakasında müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle fdt’nin 58/2-a maddesi uyarınca 1 yil hak mahrumiyeti cezasi ile cezalandırılmasına, (oyçokluğu)

3- ilhan yüksel ekşioğlu hakkında, 21.02.2011 günü oynanan manisaspor-trabzonspor, 26.02.2011 günü oynanan fenerbahçe-kasımpaşa, 06.03.2011 günü oynanan bursaspor- büyükşehir belediyespor, 20.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-trabzonspor, 09.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-fenerbahçe, 17.04.2011 günü oynanan trabzonspor-bursaspor, 01.05.2011 günü oynanan fenerbahçe- büyükşehir belediyespor, 15.05.2011 günü oynanan trabzonspor- büyükşehir belediyespor, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe, 06.03.2011 günü oynanan beşiktaş-trabzonspor, 24.04.2011 tarihinde oynanan bucaspor- fenerbahçe, 18.03.2011 günü oynanan galatasaray-fenerbahçe, 13.03.2011 günü oynanan fenerbahçe-konyaspor, 04.03.2011 günü oynanan kayserispor-manisaspor müsabakalarında müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

ilhan yüksel ekşioğlu’nun, 22.04.2011 günü oynanan eskişehirspor- trabzonspor, 07.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-fenerbahçe, 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe-ankaragücü müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle fdt’nin 58/2-a maddesi uyarınca takdiren 3 yil hak mahrumiyeti cezasi ile cezalandırılmasına,

4- tamer yelkovan hakkında, 21.02.2011 günü oynanan manisaspor-trabzonspor, 26.02.2011 günü oynanan fenerbahçe-kasımpaşa, 07.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-fenerbahçe, 20.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-trabzonspor, 09.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-fenerbahçe, 22.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-trabzonspor, 01.05.2011 günü oynanan fenerbahçe- büyükşehir belediyespor, 08.05.2011 günü oynanan karabükspor -fenerbahçe, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe müsabakalarında müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

5- cemil turhan hakkında; 21.02.2011 günü oynanan manisaspor-trabzonspor, 26.02.2011 günü oynanan fenerbahçe-kasımpaşa, 01.05.2011 günü oynanan fenerbahçe- büyükşehir belediyespor, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe, 24.04.2011 günü oynanan bucaspor-fenerbahçe, 13.03.2011 günü oynanan fenerbahçe-konyaspor müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

cemil turhan’ın, 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe-ankaragücü müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle fdt’nin 58/2-a maddesi uyarınca 1 yil hak mahrumiyeti cezasi ile cezalandırılmasına,

6- serdal adali hakkında, 11.05.2011 günü oynanan beşiktaş- büyükşehir belediyespor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

7- tayfur havutçu hakkında, 11.05.2011 günü oynanan beşiktaş- büyükşehir belediyespor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

8- ahmet ateş hakkında, 11.05.2011 günü oynanan beşiktaş- büyükşehir belediyespor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

9- ibrahim akin hakkında, 15.05.2011 günü oynanan trabzonspor- büyükşehir belediyespor, 11.05.2011 günü oynanan beşiktaş- büyükşehir belediyespor, 06.03.2011 günü oynanan bursaspor- büyükşehir belediyespor müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

ibrahim akin’ın 01.05.2011 günü oynanan fenerbahçe- büyükşehir belediyespor müsabaka sonucunu etkilemekten eski fdt’nin 58/1. maddesi uyarınca 3 yil müsabakalardan men cezasi ile cezalandırılmasına,

10- iskender alin hakkında, 15.05.2011 günü oynanan trabzonspor- büyükşehir belediyespor, 11.05.2011 günü oynanan beşiktaş- büyükşehir belediyespor, 06.03.2011 günü oynanan bursaspor- büyükşehir belediyespor, 01.05.2011 günü oynanan fenerbahçe- büyükşehir belediyespor müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

11- mecnun odyakmaz hakkında, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe, 24.04.2011 tarihinde oynanan bucaspor- fenerbahçe müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

12- ahmet çelebi hakkında; 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe,
24.04.2011 tarihinde oynanan bucaspor- fenerbahçe müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

ahmet çelebi‘nin 01.05.2011 günü oynanan fenerbahçe- büyükşehir belediyespor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı eski fdt’nin 58/1. maddesi uyarınca 2 yil hak mahrumiyeti cezasi ile cezalandırılmasına,

13- korcan çelikay hakkında, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

14- bülent uygun hakkında, 09.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-fenerbahçe, 22.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-trabzonspor, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe, 24.04.2011 günü oynanan bucaspor-fenerbahçe müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

15- ümit karan hakkında; 09.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

ümit karan’ın, 22.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-trabzonspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle fdt’nin 58/2-a maddesi uyarınca 2 yil hak mahrumiyeti cezasi ile cezalandırılmasına,

16- serdar kulbilge hakkında, 20.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-trabzonspor müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

serdar kulbilge’nin, 07.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle fdt’nin 58/2-a maddesi uyarınca takdiren 2 yil müsabakalardan men cezasi ile cezalandırılmasına,

17- cengiz demirel hakkında; 20.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-trabzonspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

cengiz demirel’in 07.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle fdt’nin 58/2-a maddesi uyarınca 1 yil hak mahrumiyeti cezasi ile cezalandırılmasına,

18- erdem konyar hakkında, 08.05.2011 günü oynanan karabükspor -fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina, (oyçokluğu)

19- yavuz ağirgöl’ün ,15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe-ankaragücü müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle fdt’nin 58/2-a maddesi uyarınca 1 yil hak mahrumiyeti cezasi ile cezalandırılmasına,

20- mehmet şen hakkında; 20.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-trabzonspor, 08.05.2011 günü oynanan karabükspor -fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

mehmet şen’in, 07.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüsü nedeniyle fdt’nin 58/2-a maddesi uyarınca 1 yil hak mahrumiyeti cezasi ile cezalandırılmasına,

21- hikmet karaman hakkında, 21.02.2011 günü oynanan manisaspor-trabzonspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

22- serkan acar hakkında, 21.02.2011 günü oynanan manisaspor-trabzonspor, 01.05.2011 günü oynanan fenerbahçe- büyükşehir belediyespor, 13.03.2011 günü oynanan fenerbahçe-konyaspor müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

23- zafer önder ipek hakkında, 07.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-fenerbahçe, 20.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-trabzonspor müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

24- aleaddin yildirim hakkında, 09.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-fenerbahçe, 17.04.2011 günü oynanan trabzonspor-bursaspor, 08.05.2011 günü oynanan karabükspor -fenerbahçe, 18.03.2011 günü oynanan galatasaray-fenerbahçe müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

25- hasan çetinkaya hakkında, 20.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-trabzonspor, 17.04.2011 günü oynanan trabzonspor-bursaspor, 08.05.2011 günü oynanan karabükspor – fenerbahçe müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

26- gökçek vederson hakkında, 17.04.2011 günü oynanan trabzonspor-bursaspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

27- güde fadil özdemir hakkında, 24.04.2011 tarihinde oynanan bucaspor- fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

28- zafer tüzün hakkında, 22.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-trabzonspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

29- yilmaz vural hakkında, 13.03.2011 günü oynanan fenerbahçe-konyaspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

30- sezer öztürk hakkında, 22.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-trabzonspor, 09.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

31- emanuel emenike hakkında, 08.05.2011 günü oynanan karabükspor – fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

32- mahmut boz hakkında, 20.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-trabzonspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

33- mehmet yildiz hakkında, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

34- sadri şener hakkında, 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe-ankaragücü, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

35- recep denizer hakkında, 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe-ankaragücü, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

36- can arat hakkında, 06.03.2011 günü oynanan bursaspor – büyükşehir belediyespor, 01.05.2011 günü oynanan fenerbahçe- büyükşehir belediyespor müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

37- önder turaci hakkında, 04.03.2011 günü oynanan kayserispor-manisaspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

38- nevzat şakar hakkında, 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe-ankaragücü, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe, 22.05.2011 günü oynanan karabükspor- trabzonspor, 08.05.2011 günü oynanan karabükspor-fenerbahçe müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

39- osman murat özaydinli hakkında, 08.05.2011 günü oynanan karabükspor -fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

40- ekrem okumuş hakkında, 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe-ankaragücü müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

41- sadrettin firat kocaoğlu hakkında, 26.02.2011 günü oynanan fenerbahçe-kasımpaşa müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

42- zafer demiray hakkında, 09.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

43- faruk taşseten hakkında, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

44- mehmet oflaz hakkında, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

45- murat öztürk hakkında, 07.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği-fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

46- semih şentürk hakkında, 22.04.2011 tarihli eskişehirspor-trabzonspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

47- ilhan çelikay hakkında, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

48- kenan yarali hakkında, 21.02.2011 günü oynanan manisaspor-trabzonspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

49- mithat halis hakkında, 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe-ankaragücü, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor-fenerbahçe müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

50- samet güzel hakkında, 17.04.2011 günü oynanan trabzonspor – bursaspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

51- şükrü ongan hakkında, 22.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-trabzonspor , 09.04.2011 günü oynanan eskişehirspor-fenerbahçe müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

52- ümit aydin hakkında, 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe-ankaragücü müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

53- sercan yildirim hakkında, 17.04.2011 günü oynanan trabzonspor-bursaspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

54- murat şahin hakkında, 26.02.2011 günü oynanan fenerbahçe-kasımpaşa müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

55- göksel gümüşdağ hakkında, 10.04.2011 günü oynanan büyükşehir belediyespor – sivasspor, 01.05.2011 günü oynanan fenerbahçe – büyükşehir belediyespor müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

56- manisaspor kulübü hakkında, 21.02.2011 günü oynanan manisaspor – trabzonspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

57- beşiktaş a.ş. hakkında, 06.03.2011 günü oynanan beşiktaş a.ş. – trabzonspor a.ş., 11.05.2011 günü oynanan beşiktaş a.ş. – istanbul bbsk müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

58- bucaspor kulübü hakkında, 08.05.2011 günü oynanan bucaspor- trabzonspor a.ş., 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe a.ş.- mke ankaragücü, 24.04.2011 günü oynanan bucaspor – fenerbahçe a.ş. müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

59- bursaspor kulübü hakkında, 17.04.2011 günü oynanan trabzonspor a.ş.- bursaspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

60- eskişehirspor kulübü hakkında, 22.04.2011 günü oynanan eskişehirspor – trabzonspor a.ş., 09.04.2011 günü oynanan eskişehirspor – fenerbahçe a.ş. müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

61- galatasaray a.ş. hakkında, 10.04.2011 günü oynanan galatasaray a.ş. – trabzonspor a.ş., 18.03.2011 günü oynanan galatasaray a.ş. – fenerbahçe a.ş. müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

62- gençlerbirliği spor kulübü hakkında, 20.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği – trabzonspor a.ş., 07.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği – fenerbahçe a.ş. müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

63- istanbul büyükşehir belediyesi spor kulübü hakkında, 11.05.2011 günü oynanan beşiktaş a.ş.- istanbul bbsk, 15.05.2011 günü oynanan trabzonspor a.ş.- istanbul bbsk, 01.05.2011 günü oynanan fenerbahçe a.ş.- istanbul bbsk, 06.03.2011 günü oynanan bursaspor – istanbul bbsk müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

64- kardemir d.ç. karabükspor kulübü hakkında, 08.05.2011 günü oynanan kardemir d.ç. karabükspor – fenerbahçe a.ş, 22.05.2011 günü oynanan kardemir d.ç. karabükspor – trabzonspor a.ş. müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

65- kasimpaşa a.ş. hakkında, 26.02.2011günü oynanan fenerbahçe a.ş. – kasımpaşa müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

66- kayserispor kulübü hakkında, 04.03.2011 günü oynanan kayserispor – manisaspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

67- konyaspor kulübü hakkında, 13.03.2011 günü oynanan fenerbahçe a.ş. – konyaspor müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

68- mke anakagücü spor kulübü hakkında, 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe a.ş.- mke ankaragücü müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemektendolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

69- sivasspor kulübü hakkında, 22.05.2011 günü oynanan sivasspor – fenerbahçe a.ş. müsabakasında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

70- trabzonspor a.ş. hakkında, 22.05.2011 günü oynanan kardemir d.ç. karabükspor – trabzonspor a.ş., 08.05.2011 günü oynanan bucaspor- trabzonspor a.ş., 22.05.2011 günü oynanan sivasspor – fenerbahçe a.ş., 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe a.ş.- mke ankaragücü, 08.05.2011 günü oynanan kardemir d.ç. karabükspor – fenerbahçe a.ş., 22.04.2011 günü oynanan eskişehirspor – trabzonspor a.ş., 06.03.2011 günü oynanan beşiktaş a.ş. – trabzonspor a.ş.müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

71- FENERBAHÇE A.Ş. hakkında, 21.02.2011 günü oynanan manisaspor – trabzonspor, 26.02.2011 günü oynanan fenerbahçe a.ş. – kasımpaşa, 04.03.2011 günü oynanan kayserispor – manisaspor, 06.03.2011 günü oynanan bursaspor – istanbul bbsk, 06.03.2011 günü oynanan beşiktaş a.ş. – trabzonspor a.ş., 07.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği – fenerbahçe a.ş. (oyçokluğu), 13.03.2011 günü oynanan fenerbahçe a.ş. – konyaspor, 18.03.2011 günü oynanan galatasaray a.ş. – fenerbahçe a.ş., 20.03.2011 günü oynanan gençlerbirliği – trabzonspor a.ş., 09.04.2011 günü oynanan eskişehirspor – fenerbahçe a.ş., 10.04.2011 günü oynanan galatasaray a.ş. – trabzonspor a.ş., 17.04.2011 günü oynanan trabzonspor a.ş.- bursaspor, 22.04.2011 günü oynanan eskişehirspor – trabzonspor a.ş. (oyçokluğu), 24.04.2011 günü oynanan bucaspor – fenerbahçe a.ş., 01.05.2011 günü oynanan fenerbahçe a.ş.- istanbul bbsk (oyçokluğu), 08.05.2011 günü oynanan kardemir d.ç. karabükspor – fenerbahçe a.ş., 15.05.2011 günü oynanan trabzonspor a.ş.- istanbul bbsk, 15.05.2011 günü oynanan fenerbahçe a.ş.- mke ankaragücü(oyçokluğu), 22.05.2011 günü oynanan sivasspor – fenerbahçe a.ş. müsabakalarında, müsabaka sonucunu etkilemekten dolayı sevk yapılmış ise de isnat olunan disiplin ihlalinin unsurları oluşmadığından ceza tayinine yer olmadiğina,

Oslo 31.August (2011) Film İncelemesi

Uyuşturucu rehabilitasyonundaki Anders’in hikayesini anlatıyor Oslo 31.August. Daha önceki filmi Reprise‘dan hatırladığımız Joachim Trier‘in filmi.


———spoiler———–

Başarısız bir intihar girişimi ile başlıyor film. Anders yapamıyor.

———spoiler———–

 

Daha sonra, kendisine ayarlanan iş görüşmesini yapmak, kızkardeşi ve eski dostları ile arayı kapatmak için rehabilitasyon merkezinden Oslo’ya geçiyor Anders. Bütün film 30 Ağustos gününde geçiyor. Anders, 30 Ağustos’u eski dostları ile görüşmek, iş bulmak, Oslo’da bir yaz gününün tadını çıkarmak ve kendisine yaşam enerjisi pompalayacak bir şeyler bulmak için harcıyor. 10 aydır temiz, alkol yok uyuşturucu yok. Bu sırada eski dostlarının başka hayatlar kurduğunu, artık aileleri olduğunu, kimisinin ise deli dolu bir şekilde günlerini yaşadıklarını görüyor.

30 Ağustos günü oldukça dolu geçiyor filmde. Film hikayesinin tamamını bu günde anlatıyor. Yalnızlık, dostluk, aile, büyük şehir yaşamı, ilişkiler, bağımlılık, intihar gibi anahtar kelimeler bugün içinde ele alınıyor. Anders, bir gün içinde pek çok şey yaşıyor. Oslo parklarında temiz ve sakin bir uyku çekiyor, çocukluğunun geçtiği sokaklarda dolaşıyor, çılgın partilere katılıyor ve en önemli eski dostu ile tekrar buluşuyor.

Anders, tekrar hayata bağlanabilmek için 30 Ağustos günü tüm mermilerini harcıyor. Arkadaşları, tanımadığı insanlar, tanımadığı sokaklar, yabancı olduğu hayatlar, yeni bir kadın, eski bir kadın. Hiçbiri ona istediğini vermiyor. Film 31 Ağustos sabahı sona eriyor.

———spoiler———–

Bu sefer yapıyor Anders. Altın vuruş işe hayatına son veriyor.

———spoiler———–

Filmin sosyolojik ve psikolojik analizini sizlere bırakıyorum. Temposu ağır, muhteşem Oslo manzaraları içeren, karanlık ve farklı bir film bu. Anders Danielsen Lie enfes bir oyunculuk çıkarıyor. Filmi tek başına götüren oyuncu o zaten. Pek çok sahnede kamera ona odaklanmış vaziyette. Bu sene İstanbul Film festivalinde de gösterilen filmi izlemenizi tavsiye ederim.

7/10 

IMDB

La Voz Dormida (Uyuyan Ses) Film İncelemesi – 2011

Tarih genelde İspanya iç savaşını yazar. Komünistler ve Faşistler arasındaki mücadeleyi, Franco ve adamlarının zaferini ve sonrasındaki faşist ispanyayı anlatır. İç savaş bittikten sonra yaşanan acılar, İspanyol olmayanlar tarafından nadiren bilinir. Film, bu döneme odaklanıyor. Faşist rejimin bir aileyi nasıl parçaladığını, başka ailelerin kurulmalarını nasıl engellediğini, nasıl hayatları mahvettiğini ortaya koyuyor.

Sol perspektiften olaylara yaklaşan, rahatsız edici sahneler de içeren, insanların hayatlarının nasıl mahvolduğunu gösteren bir film bu. Ağır bir tempoda ilerliyor, iki kızkardeş üzerinden hikayesini anlatıyor ve direnişin, direnişçilerin, mahkumların hayatlarına odaklanıyor. Kızkardeşlerden birisi hapishanede ve politik bir suçlu, diğeri apolitik, tutucu bir Hristiyan. Bu iki kızkardeşi acıları, sıkıntıları ve sevgileri bir arada tutuyor. Faşizm onu da ellerinden alabilecek mi?

İyi vakit geçirmeyi vaat etmeyen bir film bu. Ağır sahneleri var, ağır tempoda ilerliyor ve hikayesini oldukça dramatize ederek anlatıyor. Ele aldığı dönem itibariyle ilgi çekici, türü sevenlere ve siyasi filmlerden hoşlananlara tavsiye ederim. Oyunculuklar, sanat yönetimi, dönemin canlandırılması da vasatın oldukça üstünde. 7 / 10

IMDB

In Time (2011) Film İncelemesi

İyi bir çıkış noktasına sahip bir film In Time. İnsanların 25 yaşında yaşlanmalarının durduğu, fakat kendilerine 1 yıllık ömür verildiği bir gelecekte geçiyor. Bu 1 yılda ölmek istemiyorsanız çalışmak ve “zaman” kazanmak durumundasınız. Zaman ekonominin banknotu haline gelmiş. Mallar ve hizmetler para ile satılıyor. Otobüse binmek için yaşamınızdan 1 saat veriyor, araba almak için 55 yılı gözden çıkarabiliyorsunuz. Aynı zamanda, insanlar gettolara bölünmüş durumdalar. Bu gettolarda insanlar gelir miktarlarına göre yaşamaktalar. En alt seviyedekilerin, üst seviye gettolara geçmeleri yüklü meblağlar ödemeleri lazım. Bu pratikte mümkün olmadığından, sınıf farklarına göre insanlar yaşamlarını farklı bölgelerde sürdürüyorlar. Bu sırada zaman denetleme birimi ve zaman bankaları da piyasadaki zaman dolaşımını kontrol ediyor, ekonominin gettolara ayrılmış bir biçimde yürümesini, fakirin fakir kalmasını ve zenginlerin sonsuza dek yaşamasını sağlıyorlar.

Gördüğünüz gibi sağlam bir temel ile başlıyor film. Bence güzel bir malzemesi var. Başrollerde Justin Timberlake, Olivia Wilde, Amanda Seyfried ve Cillian Murphy var. Esasında, zaman üzerinden kapitalist topluma bir eleştiri getirmekte film. Fakirlerin sürekli daha da fakirleştiği, zenginlerin daha da zenginleştiği ve bu sayede çok daha müreffeh bir hayat sürdüklerini iddia ediyor. Bu minvalde filmin bir iktisadi bir de felsefi eleştirisi var. İkisi de temelinde zaman ve ölümsüzlük konularına gidiyor. 

—spoiler*—- 

Bu sırada fakirler ne zaman başkaldırsa, yükselen yaşam maliyetleri ve gelen ölüm onlara derslerini veriyor.Bu eleştiri ve finaldeki ayaklanma açısından filmi olumlu bulmaktayım.

—spoiler*—- 

Esas oğlanımız bu düzene başkaldırmakta. Yanına ise zengin zaman bankacılarında Weis ailesinin kızını alarak zenginden alıp fakire yaşam veriyor. Film bu minvalde ilerliyor, kısa bir sekans da olsa suç-takip filmine dönüyor ve nasihat niteliğindeki finali ile sona eriyor.

Sürükleyici ve temeli sağlam bir film bu. Fakat holywood filmi olmasının eksilerini sonuna dek içeriyor.

—spoiler*—-   

Salas’ın hiç de  derin olmayan babasının hikayesi – ne gerek vardı? illa aileden mi direniş çi olmak lazım? -, saçma banka soygunları, kendine zaman yüklemeyi unutan zaman bekçisi, kirayı geciktirmeyi göze alamayıp ölen Salas’ın annesi, devasa para/zaman sistemini iki cengaverin yıkması gibi klişeler olmasa, daha gerçekçi, daha karanlık bir film olsa muhteşem bir efsane olabilirmiş In Time bence.  Film de çok beceriksizce kotarılmış bir kaza sahnesi var, muhtemelen klasik otomobili harcamak istemediler bence ama olmamış maalesef. Bunu da ekleyelim.

—spoiler*—- 

Şu haliyle vasatın biraz üzerinde seyreden bir aksiyon/bilim kurgu olmuş. Timberlake ve Seyfried rollerinde sırıtmıyorlar. Ben yine de ikisinin yerine de daha sağlam oyuncular olabileceği kanaatindeyim. Olivia Wilde erken olarak bizi güzelliğinden mahrum bırakıyor.  . İyi vakit geçirmek izlenebilecek bir film. Bu konu daha iyi kullanılabilirmiş bence, şu haliyle harcanmış gibi. Benim notum 7 / 10

IMDB 

 

Intouchables (2011) Türkçe Altyazı

Intouchables 2011 Altyazı  

 

Intouchables filmi için Türkçe Altyazı. Altyazı sitelerinden düzenli olarak siliniyor. Burada paylaşıyorum.

 

 


 

 

Bir iPhone’un Gerçek Maliyeti

Created by MBAonline.com

 

İngilizce anlayabilenler için bir iPhone’un gerçek maliyeti

Küçük Amerikalaştıramadıklarımızdan mısınız?

Sürekli siyasetçiler ülkemizi “Küçük Amerika” yapmak isteyip durdular.  Öyle ya. ABD, “gomünizim”  ile savaşta ülkemizin ne büyük dostu olmuştu. ABD olmasa Stalin’in çizmesini yalıyor olabilirdik. Gerçek bir dost idi ABD. İngiliz oyunları, Moskof kalleşliği, Ermeni köpekliği, Yunan alçaklığı ABD’de mevcut değildir. Candır ABD can ! Biz de bu dostumuz gibi olmalıydık. Her mahalleden  bir milyoner çıkarma çabaları, herkese iki anahtar vaad etmeler, eğitimde sağlıkta hukukta ABD modellerinin arkası kesilmedi. ABD, memleket siyasetinde her zaman büyük bir önem taşıdı. Bizim gibi başka ülkeler de var mı bilmiyorum ABD’nin bu kadar gündemde, bu kadar etkili olduğu.

Her ağzını açan siyasetçi, yorumcu, örneklerini ABD’den verdiler. Siyasetçilerimiz seçim kampanyalarının bir bölümünü ABD’de kapalı kapılar ardında gerçekleştirdiler. AKP ABD ile başarılı bir işbirliği geliştirerek iktidara geldi ve iktidarını sağlamlaştırdı. CHP, KK yönetiminde sürekli olarak ABD’ye heyetler göndermekte ve “biraz da biz sürelim, onlar çok bindi”  demekte mesela şu günlerde. Çeşitli CHP kurmaylarının sık sık gerçekleştirdikleri Washington ziyaretleri medyada fazla yer bulmuyor elbette.

ABD başkanının bu memleketi ziyareti her zaman büyük olay olur. ABD filmlerinde bir şehrimizin, yemeğimizin adı geçmesi, bir oyuncumuzun ABD filminde kellesinin ufak bir rolde gözükmesi magazin basınımıza 1 ay yeter. Buraya kadar kabullenmiştik, bağrımıza taş basıp acımızı içimize atıyorduk. Fakat memleketimizde son yıllarda görülen ve halkı doğrudan etkileyen gelişmeler, gerçekten küçük ABD olma yolunda ilerlediğimizi gösteriyor.

 

1. Ekonomi 

Bir ülkede, halk büyük şirketler karşısında ne kadar güçsüz ve aciz ise, bence o ülkede kapitalizm o kadar güçlüdür. Son 20 yıla baktığımda, ülkemizde şirketlerin önemli oranda güç kazandığını, rekabet kurumu, düzenleme kurulları,tüketici hakları vb. düzenlemelerin ise ziyadesiyle göstermelik kaldığını görmekteyiz. Karşıtı olmadığım özelleştirme furyası, son 20 yılda gene büyük bir ivme kazandı. Karşıtı olduğum husus ise, devlet tekellerinin özel sektör tekellerin dönüştürülmesi ve karlı kamu kurumlarının bir kaç senelik ciroları pahasına elden çıkarılmasıdır. Bu özel sektör tekellerinin günümüzde elde tuttukları güç ortadadır. En güzel örnek olarak Türk Telekom ve TTNET karşımızda duruyor. Milyonlarca insan problemlerden, sıkıntılardan, Avrupa ve Asya ülkelerine oranla yüksek fiyatlardan şiakyet edip duruyor. Değişen hiç birşey yok. Internet sektörü TTNET ve Super Online’ın elinde. İstedikleri fiyatlardan istedikleri kotayı belirlemekte, istedikleri şekilde internet hizmeti vermekteler. Yakın zamana kadar telefonsuz internet almak mümkün değildi bu ülkede. Bugun almanız mümkün ama TTNET ve T.Telekom yine size aynı fiyatı verecekler Yalın ADSL uygulamasında. Telefon hattı alsanız da almasanız da aynı fiyata geliyor eve internet. Güzel değil mi?

Akaryakıt sektöründe EPDK bir süre önce fiyatları serbest bıraktı. Ülkede onlarca akaryakıt sağlayıcısı var. Kaç benzin istasyonunda fiyat farkı görebiliyorsunuz? Aynı bölgede satış yapan firmaların hepsi birbirine çok yakın litre başı fiyatlar vermekteler. Bariz bir anlaşma olduğu ortada. O halde Rekabet Kurumu ne işe yarar bu memlekette ?

Elektrik dağıtım özelleştirmeleri hızla gerçekleştiriliyor. Artık elektrik tedarikimiz de özel sektörün elinde. Bu özelleştirmeler kamu tekelinin özel sektör tekeline dönüşmesinden başka ne işe yarayacak?  Birleşik Devletler geçtiğimiz yıllarda Elektrik ve Gaz dağıtımlarındaki aşırı özelleştirme politikalarının cezasını çeşitli olaylarla çekti. ENRON skandalı da bu olaylar ile ilişkili. Özel enerji dağıtım şirketlerinin piyasaları nasıl manipüle ettiğini, bilinçli kesintiler ile elektrik fiyatlarını nasıl yükselttiğini detayları ile burada okuyabilirsiniz. Bu özelleştirme çılgınlığı tehlikelidir ve kanımca uzun vadede halkın aleyhinedir. Devletin yönetim de bir kısım hissesini koruması ve bu tarz kurumların titizlikle özelleştirilmesi gerektiği kanısındayım. EPDK burada denetimi sağlayabilecek mi önümüzdeki yıllarda göreceğiz. Bence Türkiye enerji dağıtımı ve temini hususlarında uzun vadede sıkıntı yaşayabilecek bir ülke. Olan ise gene vatandaşa olacak. Aynen ABD’de her zaman olduğu gibi.

Bankacılık sektörü ülkemizde yıllardır çeşitli eleştiriler alıyor. 2001 krizinden sonra kaliteli bir şekilde yapılanan, finansal olarak dünya devlerine taş çıkartan Türkiye Bankaları, insanlardan aldıkları çeşitli işlem ücretleri ile büyük tepki toplamaktalar. Bu ücretler artık yılda milyar dolarlar barajını aştı ve bankaların vazgeçemeyecekleri kalemler haline geldiler. Halkın isyanına, yargı kararlarına rağmen ne oluyor. Bir havale 35Tl olabiliyor. Bir kredi kartı size yıllık 70TL’ye patlayabiliyor. Internet şubelerinde dahi anormal işlem ücretleri gerçekleşebiliyor. Hepsi ne için? Hepsi daha kaliteli hizmet, daha fazla kar, daha güçlü kapitalizm için. BDDK başkanı arada sırada çıkıp kukla misali ezberlediklerini okumaktan, bankaları yarım ağızla uyarmaktan başka ne yaptı allah aşkına? Ne zaman bankaların üzerine (vatandaşın yararına) ciddi bir şekilde gidebildiğini, ciddi cezalar kesebildiğini gördük? Onun tek uğraşı, 2001 krizinin tekrar yaşanmaması bankaların elinden gelebildiğince güçlü olması. Esasında bankalara ve ülkesine hizmet ediyor. Vatandaşa bir faydası yok. ABD’de de 2008 finansal krizinden sonra fatura vatandaşa kesildi. 700 milyar dolarlık paket ile bankalar, GM, finans kurumları kurtarıldı. Muhteşem başkan Obama, ABD finans sektörünün batmasına seyirci kalamadı ve daha sonraki ek paketlerle yaklaşık 1 Trilyon dolar değerinde ABD vatandaşlarının vergisini, bankalara aktardı. Biz de ufak ufak işlem ücretleri ile bankalarımızı zengin etmekteyiz. Güçlü bankacılık güçlü Türkiye !

Kar getiren pek çok kamu kurumumuz özel sektörün insafına terkedildiler. Devletin para basan kasası olan Tekel’in içki ve sigara bölümleri parçalanarak yok pahasına satıldı. İşte AKP’nin 8 yıllık özelleştirme bilançosu. Bakan Mehmet Şimşek’in kendi yanıtı :

1 Ocak 2002 ile 31 Mayıs 2010 tarihleri arasındaki dönemde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) tarafından gerçekleştirilen uygulamalar çerçevesinde, 57 kuruluşta bulunan kamu hisseleri ve 51 işletmenin hisse/varlık satış/devir yoluyla özelleştirildiğini bildirdi. Özelleştirilen 31 kuruluş ile varlık satış/devri yoluyla özelleştirilen 51 tesis ve işletmede devir tarihleri itibarıyla kapsam içi statüde çalışan personel sayısının 27 bin 877 olduğu belirlendi. Bu personelden 18′i hisse/varlıkların alıcılara devrinden önce emekliye ayrıldı, 12 bin 672′si iş akitleri devir tarihlerinde feshedildi, 15 bin 187′si ise özelleştirilen şirkette kaldı. Bu uygulamalara ilişkin olarak 31 milyar 206 milyon 456 bin 438 ABD Dolarlık kısmı anapara, 397 milyon 174 bin 347 ABD Dolarlık kısmı da faiz olmak üzere toplam 31 milyar 603 milyon 630 bin 785 ABD Doları tahsilat yapılmıştır. Söz konusu dönemde ayrıca, 2002′den önceki dönem özelleştirme uygulamaları ile ilgili olarak 407 milyon 529 bin 975 ABD Doları taksit tahsilatı yapılmış ve bu suretle 1 Ocak 2002- 31 Mayıs 2010 dönemi toplam tahsilat tutarı 32 milyar 11 milyon 160 bin 760 ABD Doları olmuştur.”

Verimsiz, hantal kamu işletmelerinin özelleştirilmesine karşı değilim. Fakat Türk Telekom, TEKEL, Milli Piyango, Otoyol ve köprüler (sıra bunlara geliyor) gibi adeta para basan kamu kurumlarının yok pahasına satıldığını görmek, daha sonra bu kurumların özel sektör tekeli olarak vatandaşın sırtına binmesini izlemek içimi acıtıyor. Bu aynen ABD örneğidir. Özel sektörün giriş engeli yüksek olan sektörlerde korkunç fiyatlar ile vatandaşları ezmesi bir ABD modelidir. GSM sektöründe fiyatlar ABD’de oldukça pahalıdır örneğin. Benzer şekilde evinize Internet bağlatmak isterseniz ABD’de da Avrupa ve Asya ortalamasının çok üzerinde paralar ödersiniz. Ülkemizde gerçekleşen uygulama da bununla ilişkilendirilebilir. Yeni özel sektör tekelleri, oligopolleri ve kartelleri pek çok alanda vatandaşın kanını emmektedir.

Sonuçta devlet kaybettiği gelirlerden vazgeçmiyor. TEKEL özelleştirildikten sonra sigara ve içkideki vergi artışlarına dikkat çekmek istiyorum. Kamu artık üretimden kazanamadığı parayı dolaylı olarak vergilerden elde etmek durumunda kalıyor. Internet, telefon vb. hizmetlerdeki ÖTV vicdansızlıktan başka bir şey değildir. İletişim bir haktır. Devletin ve özel sektöründe insafsızlıkta kol kola girmesi ABD örneğidir.

Ülkenin kaymak tabakasındaki bir kesimin sürekli olarak servetini artırması, orta-üst seviyede belli inançlara sahip bir kesimin kısa sürede zenginleşmesi, buna rağmen halkın geri kalan kısmının yüksek akaryakıt, enerji, gıda ve barınma fiyatları ile başbaşa kalması, yaşam seviyesinin yerinde sayması maalesef ülkemizin son yıllardaki bir durumudur. TÜİK’in ölçtüğü enflasyon oranına ilişkin olarak elde edilen maaş zamları maalesef halkın ezilmesine sebep olmaktadır. Maaş zamları belirli gıda, barınma, ısınma fiyatlarına endekslenirse ancak o zaman vatandaşlar hak ettikleri zamları alabilirler diye düşünmekteyim.

2.Sağlık ve Sosyal Güvenlik

Sağlık ve sosyal güvenlik sistemimizde yapılan reformlar yeni değil. Siyasilerin bir iktidar aracı olarak erken emeklilik vb. enstrümanları kullanması, ilaç şirketlerinin ve doktorların suistimalleri, vatandaşların yeşil kart vb. sistemleri suistimal etmesi, önleyici sağlık hizmetlerinin yetersizliği gibi  nedenlerle daha önce büyük açıklar veren sosyal güvenlik sistemimizdeki gediklerin kapatılması gene vatandaşın aleyhine işlemekte. Sosyal güvenlik sistemindeki açıklar sağlık reformu ile birleşince, sosyal devlet ilkesi geri planda kaldı. Esasında artık sosyal devletten söz etmemiz zor.

Öncelikle, katkı payı uygulaması geldi ve hali hazırda sigorta primi ödeyen bireylerin hastanelerde muayene olmak istedikleri zaman ceplerinden para çıkması sağlandı. Payın 3,5,8 TL olması ilk bakışta fazla tepki çekmiyor. Fakat üniversite harçlarının da bu şekilde cüzi meblağlar ile başladığını ve bugunlere geldiğini hatırlatalım. Sağlık sistemindeki bir diğer gelişme ise elbette özel hastanelerin teşviki ve mantar gibi türeyen özel hastaneler. Uzun vadede Sağlık Bakanlığı, hastane işletmekten çekilmek ve sektörde düzenleyici olarak rol oynamak istiyor. Devletin sağlık sektöründen çekilmesi, vatandaşarı yerel idarecilerin ve özel sektörün insafına bırakması uzun vadede son derece tehlikelidir ve ABD modelidir. Şu anda dahi özel hastanelerin acil servisine gittiğiniz zaman tedaviden önce suratınıza senetler uzatılmaktadır. Özel sektör sağlık sistemini tamamen ele geçirdiğinde tam olarak küçük amerika olabiliriz. Küçük ABD olduğumuzda neler olacağını merak edenler Sicko filmini izleyebilirler. Bu sistemde hem sosyal güvenlik hem de sağlık sektöründe özel sektör hakimdir. Sigorta şirketinin gerekli görmediği, onaylamadığı tedavileri alamazsınız. Deneysel tedavilere para ödenmez. Zaten ölme ihtimaliniz  yüksek ise, hastalığınız ilerlemişse hastaneden şutlanırsınız zira özel sigorta şirketi ödemeyi, özel hastane parasız tedaviyi reddeder. Sözlerimi sağlık ve sosyal güvenlik sektöründe özelleşmenin korkunçluğu ile tamamlamak istiyorum. Devlet eğer fakir fukaraya sırtını döner ve onları özel sektörün insafına terk ederse – ki o süreç başlamış görünüyor- bundan etkilenen alt ve orta sınıf olacaktır. 2002 sonrası zenginleşen muhafazakar orta-üst kesim, her devrin adamı olan Anadolu kaplanları, koltuk kovalayıcı orta-üst düzey devlet memurları gene gönül rahatlığı  içinde günlerini gün edebilirler. Ezilenler gene en alttakiler, emekçiler, memurlar, ücretli çalışanlar olacaktır. İsterseniz biraz da herkesin “seve  seve” dahil olmak zorunda olduğu Genel Sağlık Sigortası sisteminden bahsedelim. Bu sistem ile – önemli bir kısmı sülük gibi tüm ülkenin kanını emen- 1.5 milyon yeşil kartlıya da prim ödeme zorunluluğu gelmesi bizce olumlu bir gelişme. Bunun dışında ise sistem ile alakalı olarak yazılıp çizilenlerden alıntılar yapmak istiyorum.

Genel Sağlık Sigortası (GSS) ile artık

- T.C. vatandaşı olan,

- 18 yaşını (Üniv. okuyorsa 25 yaşını) doldurmuş olan

- Eşe tâbi olmayan ve

- Hane başına elde edilen gelir hanehalkına bölündüğünde kişi başına düşen geliri brüt asgari ücretin 1/3′ünü aşan herkes, aylık 35 TL’den başlayan sağlık sigortası primi ödemek zorunda kalacak(1).

Zorunda” diyorum, aslında bu tahsilatın sağlık hizmeti alıp almamak istemekle bir âlâkası yok. Her ay bu prim borcu otomatik olarak hanenize yazılacak ve diyelim 10 ay ödemezseniz, faiziyle birlikte sizden tahsil edilecek. Bu süre zarfında sağlık hizmeti de alamayacaksınız. Yani aylık 290 TL geliriniz varsa, prim ödemeden neredeyse Acil’e bile gidemeyeceksiniz.  Peki daha önce nasıldı? Çok daha iyi değildi elbette, lâkin sayıları 1.7 milyonu bulan bir Yeşil Kartlı zümre vardı. Bunlar dışında da her türlü güvenceden yoksun milyonlar zaten herhangi bir sağlık hizmetinden faydalanamıyorlardı. Şimdi bu iki kesimden ilkinin hakları tırpanlanmakta, ikincisi ise sisteme “seve seve” dâhil edilmekte… Pazarlama açısından baktığımızda gerçekten başarılı bir PR çalışması var: “Tüm vatandaşlar SGK şemsiyesi altına alınıyor”… Söylenmeyen şey ise herkesin ancak belirli bir bedel ödemek şartıyla sisteme dahil edilmesi.

Kendi adınıza korkulacak bir şey olmadığını düşünebilirsiniz. Zira bir işte çalışmayan, aile yardımı ile geçinen kişilerin zaten prim ödemeyeceğini zannedebilirsiniz. Lâkin o iş öyle değil. Artık gelir testi gelire göre değil, gidere göre yapılıyor. Diyelim ki üniversite mezunu bir işsizsiniz ve aylık 500 TL kirası olan bir evde oturuyorsunuz. Babanızın çıkarttığı ek kredi kartı ile mutfak masraflarınızı karşılıyorsunuz. Kira ve kart harcamalarınız gelir olarak sayılacak ve siz otomatikman, diyelim, 700 TL gelire sahip biri olarak gözükeceksiniz. Bakiyesi, 112 TL’lik sağlık primi yükümlülüğü…

Öncelikle meseleye mikro açıdan bakalım. Şimdi, sağlık primi ödeyebileceği halde ödemeyen (moda tabirle, ‘BMW’si olan) Yeşil Kartlı’lar vara, onlardan da prim toplanmaya başlanmasına kimsenin diyecek bir sözü olamaz elbette. Lâkin elimizi vicdanımıza koymamız gerekiyor. Muhtaçlık sınırını kişi başı ayda 290 TL olarak belirlemenin temeli nedir? Diğer bir tabirle, ayda kişi başına, diyelim 300-400 TL kazanan birinden 35 TL prim istemenin neresi sosyal devlet ilkesi ile bağdaşır? Toplumda nitelikli işsizlik oranlarının %20-24′lerde gezdiği ve kişi başı aylık ortalama geliri 290 TL’den fazla olan ama asgari ücretten de az olan milyonlar olduğu gerçeği düşünüldüğünde, bu kişileri prim borçlusu haline getirmek nasıl olur da “sağlık sisteminde bir reform” olarak gösterilebilir? (1)

Sonuç olarak hakların geriye gitmesi, sosyal devlet ilkesinden tavizler verilmesi, son yıllarda gelişen büyüyen, kalkınan ve güçlenen Türkiye imajı ile ters düşmüyor mu? Devletimiz geliştikçe daha da mı ABD olacak? Vatandaşımız ABD zencileri gibi mi yaşayacak? Sosyal güvenlik sistemindeki açıkların kapatılmasına kimsenin itirazı yok ama vatandaşın boğazına yapışarak zorla sigortalı yapmak, prim ödemeyenleri hastane kapısından çevirmek hangi vicdana sığar? GSS sistemi çelişkilerle doludur. Primler her halükarda işleyecekse, o halde en azından vatandaş kapıdan çevrilmemelidir. İlerde zorla da olsa ödeyeceği prim için bugün ölüme terk edilmemelidir.

Bir diğer durum, eczacı ve doktorlar ile ilişkilidir. AKP yakın gelecekte ülkemizde de aynen ABD’de olduğu gibi marketlerde ilaç satılmasına ve eczacıların burada tezgahtar olarak çalışmasına olanak sağlayacak gibi görünmekte. Bu duruma eczacılar dışında fazla ses yükseltileceğini sanmıyorum. Doktorların ayrıcalıklı bir meslek grubu olmaktan çıkarılması, bol bol doktor yetiştirilmesi, hasta haklarının gittikçe iyileşmesi de AKP döneminde olan gelişmeler. Bunların olumlu, olumsuz yanları ile ilgili karmaşık fikirler içerisindeyim. Yorumu sizlere bırakıyorum.

Mezarda emeklilik vb. sistemlere girmiyorum bile. Türkiye artık bir sosyal devlet değil ve giderek sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerini özel sektörün insafına terk etmekte. Bu alanda da Amerika oluyoruz.

 

1- http://olcaycelik.wordpress.com/2012/01/30/bir-mit-olarak-tam-sosyal-devlet-ve-gss/

3-Eğitim

Başbakanımız dershaneleri kaldırma müjdesi verdi ama esasında bunun malum kesime boş bir gözdağı olduğunu bilmeyen yok sanırım. Üniversite harçlarının kalan kredilere göre dramatik seviyelerde arttırıldığı, özel üniversitelerin ve liselerin mantar gibi türediği ülkemizde, maalesef eğitim sistemi de iptal olmuş durumdadır.

a)Anadolu liselerinin içi AKP tarafından boşaltılmıştır. 8 yıllık eğitim saçmalığı ile önceki hükümetler tarafından ortaokul kısımları öldürülen Anadolu Liseleri,  AKP tarafından cenaze namazı ile defnedilmiştir. Anadolu Liseleri, hem mühendislik ve tıp, hem de sosyal bilimler alanlarında, yabancı dil bilen çok kaliteli nesiller yetiştirmiş kaliteli okullardır. Bu kaliteli okullar iyi derecede yabancı dil bilen ülkenin aydın kesimini yetiştirmekte uzmanlaşmıştı. Öğretmenleri sınavlar ile atanabilen kaliteli eğitimcilerdir. Tüm düz liselerin Anadolu lisesine çevrilerek,  Anadolu lisesi efsanesine son verilmesi büyük bir hatadır.

b)Lise ve ortaokullarda okutulan müfredatın içi koftur. Temel bilim felsefesi, bilim tarihi, temel matematik, fen, avrupa ve dünya coğrafyası/tarihi, Türk tarihi gibi resmi temellerden yoksun bir müfredat ile Türk eğitim sistemi yok olmaya ve dershanelerin kucağına düşmeye mahkumdur. Türk gençlerinin, en kaliteli üniversiteleri kazansalar bile, genel kültür ve yetenek hususlarında ne kadar zavallı durumda oldukları televizyon ekranlarında görünmektedir. Acilen lise ve ortaokulda sınıfta kalma sistemi geri getirilmelidir. Şu anki sistemde sınıfta kalma gibi bir durum neredeyse yoktur. Bu da velilerin ve öğrencilerin elini güçlendirmekte, eğitimcileri zor durumda bırakmaktadır. Üniversitelere bomboş gelen yüzbinler bu durumun bir göstergesidir. İvedilikle, ilk ve orta öğretim sınıf geçme sistemi değiştirilmelidir. Sınıfta kalma sistemi acilen geri getirilmelidir. Başarısız öğrenciler sınıfta bırakılmalıdır. Sınıfta kalmanın olmadığı her türlü eğitim sistemi, laubalilik ve rahatlık içinde  yok olmaya mahkumdur.

d)Vakıf kurabilen her zengin ailenin vakıf üniversitesi açmasının önüne geçilmelidir. Vakıf üniversiteleri özel üniversite olmaktan çıkarılmalı, gerçekten kaliteli eğitim veren, zengin çocuklarının üniversite bitirmesini sağlamaktan uzak üniversiteler olmalıdır.

e) Öğretmenler ve eğitmenler çuvaldızı kendilerine de batırmalıdırlar. Gezdiğim ve sınav görevi aldığım pek çok okulda kaliteli ekipmanlar, düzenli sınıflar ve donanımlar görmekteyim. Devlet, eğitim için iyi yada kötü, öyle ya da böyle kaynakları seferber etmiştir. Bu durumda, o kaynakların etkin biçimde kullanılması, öğrenciye döndürülmesi, biraz da öğretmenlerin işidir. Öğretmenlerin, maaşlarını ve özlük haklarını düşünmeyi bırakıp kendilerini işleri olan eğitim ve öğretime vermeleri gerekmektedir. Öğretmenlik ve eğitimcilik biraz da gönül işidir. Kırsal kesime atanıp 1 yılını doldurunca atama bekleyenler, öğretmenlik ahlakından uzak hal ve hareketler sergileyenler, öğretmenliği ideolojik bir tabanda gerçekleştirenler Türk eğitim sistemine zarar vermektedir. Öğretmenlerin halini görmek için herhangi bir Eğitim Fakültesi kantinine gitmeniz yeterlidir. O insanlar bir kaç sene öğretmen olarak yurdun dört bir yanına dağılacaklardır.

SONUÇ

Görüldüğü gibi, ülkemiz herşeyin para ile döndüğü, herkesin bir ev ve otomobili olduğu fakat borç içinde yüzdüğü, eğitim ve sağlık sisteminin özel sektöre emanet edildiği, sosyal devletin öldüğü bir Küçük Amerika’ya doğru adım adım gitmektedir. Bu yolda olumlu gelişmeler de olmaktadır fakat büyük resimin görülmemesi büyük bir problemdir. Neo liberalist ekonomi politikalarının sürdürülememesi durumunda fatura gene vatandaşa patlayacaktır. Eğitim ve sağlık sisteminin gittikçe daha pahalı ve zor ulaşılabilir hale gelmesi gene Anadolu insanını perişan edecektir. Siyasetçiler ve beyaz Türkler her halükarda gemilerini yürütecekler, sıkıntı gene vatandaşa yüklenecektir. Bu Anadolu insanı, ABD’deki white trash denen, sosyal güvencesi olmayan, kalitesiz okullarda eğitim gören, karavanlarda ya da küçük evlerde yaşıyan fakir halka dönüştürülecektir. Rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Küçük Amerika olmayı hızla başarıyoruz. Fakat bu sırada ne biz eski fakir ama mutlu günlerimize dönebileceğiz, ne de ABD eski zengin ABD olacak.

 

 

Çanakkale Şehitlerine

şu boğaz harbi nedir? var mı ki dünyâda eşi?
en kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-tepeden yol bularak geçmek için marmara’ya-
kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir avrupalı’
dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
eski dünyâ, yeni dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
avusturalya’yla beraber bakıyorsun: kanada!
çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
sâde bir hâdise var ortada: vahşetler denk.
kimi hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
kustu mehmedciğin aylarca durup karşısına;
döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
öyle müdhiş ki: eder her biri bir mülkü harâb.

öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
atılan her lağamın yaktığı: yüzlerce adam.
ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
o ne müdhiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer…
kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkâm.

sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
bu göğüslerse hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘o benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
asım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
işte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
o, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
bir hilâl uğruna, yâ rab, ne güneşler batıyor!
ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘bu, taşındır’ diyerek kâ’be’yi diksem başına;
ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
yedi kandilli süreyyâ’yı uzatsam oradan;
sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
şarkın en sevgili sultânı salâhaddin’i,
kılıç arslan gibi iclâline ettin hayran…
sen ki, islam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
o demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın… heyhât,
sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
sana âğûşunu açmış duruyor peygamber.

Groove Armada – Hands of Time

Mogollar – Bir Şey Yapmalı

İleri demokrasi görünümlü faşizme, adaletsizliğe, yoksulluğa, kapitalizme karşı bir şey yapmalı.