Red Right Hand (2024) – Film İncelemesi

Kasabanın Haydutlarına Karşı İsa ve Aile Adına: Red Right Hand

Başrolde Orlando Bloom‘u izlediğimiz Red Right Hand, daha ziyade Amerikan iç piyasası için çekilmiş gibi duran bir aksiyon / dram filmi. Bloom’um canlandırdığı Cash, geçmişte kirli işlere bulaşmış, bir çeteye dahil olmuş, uyuşturucu ve alkol tüketimine kız kardeşini kurban verdikten sonra Tanrıyı bulmuş ve bu işlerden elini eteğini çekmiş bir adamı canlandırıyor. Cash için artık önemli olanlar ölen kız kardeşinin eşi ve yeğenidir. Eniştesinin kasabanın yerel suç çetesine yüklü bir şekilde borçlanması ve borç karşılığında çetenin Cash’i tekrar işlerin içine çekmeye çabalaması ise işleri karıştıracak ve baş karakterimize “yeminini bozduracaktır”.

Filmin Amerikan iç piyasası için çekilmiş gibi durduğundan bahsetmiştim. Daha da daraltacak olursak, kanunun tam olarak otorite kuramadığı, uyuşturucu ve işsizlik gibi problemlerin büyük toplumsal çöküşe yol açtığı, ekonomik çöküntüde olan Orta Batı bölgesine odaklı bir hikayesi var filmin. Bir tarafta kiliseye giden, düzgünce hayatını yaşamaya çalışan iyi Hristiyan Amerikalıları görüyoruz. Öte yanda ise tarımsal ve kırsal ekonominin çöküşü ile çiftliklerini ve arazilerini ayakta tutmak için problemlerle boğuşan, kurtuluşu Tanrıda ya da alkolde, hatta uyuşturucuda arayan orta alt sınıfı izliyoruz. Filmde sık sık rastladığımız kilise ve vaiz sahneleri, merdiven altı sentetik uyuşturucu imalatı ve ticareti, alkol ve uyuşturucu batağına düşen özünde iyi insanlar ve ekonomik meseleler bugünkü taşra Amerikasının iyi bir fotoğrafı diyebiliriz. 

Filmi bir aksiyon filmi olarak açanlar hayal kırıklığına uğrayabilirler. Aksiyonunu finale saklayan film, aile, Tanrı, iyilik, kötülük, tövbe gibi kavramları kullanarak hikayesinin giriş ve gelişme bölümünü kurguluyor. Finalde Cash karakterinden bir John Wick performansı bekleyenler de hayal kırıklığına uğrayabilir. O sadece ailesini ve sevdiklerini korumaya çalışan, geçmişi geride bırakmak isteyen sıradan bir taşra Amerikalısı. Yer yer ağırlaşan temposu ile sıradan izleyiciyi sıkması olası olsa da, filmin özünde fena bir yapım olmadığını söylemek mümkün. Andie MacDowell, tabiri caizse Hanımağa rolünde hiç fena değil. Çetenin acımasızlığı ve kanun adamlarının yozlaşması filmde abartılı da olsa yansıtılmış vaziyette. Amerikan taşrasının güncel problemlerine, din ve aile üzerinden bir bakış atan bu film, aksiyon sevenleri üzebilecek bir yapım olsa da, basit kurgusu, iyilik ve doğruluk temalı hikayesi ile sabırlı izleyicileri mutlu edebilir. Benim puanım 6.5/10.

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.