Türkiye’de Neler Oluyor? 2012 Ocak – Şubat – Mart

Ülke gündemi, 2012‘ye pek de rahat girmedi. Avrupa’daki ekonomik sıkıntılar bir yana, ülkemizin gündemindeki bir diğer önemli sorun da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın hastalığı ve AKP-Cemaat arasnıdaki iktidar savaşlarıydı. Erdoğan’ın hastalığının devlet sırrı düzeyinde saklanması, AKP-Cemaat arasındaki ilişkilerdeki gerginliklerin yine üstü kapalı bir şekilde çeşitli manevralarla gizlenmesi ya da ertelenmesi sorunları daha da birikme noktasına getirdi.

Bir ülkenin başbakanının hastalığı, özellikle de, o başbakan yaklaşık 10 senedir iktidarda ve ülkede yıllardır hakim olan paradigmaları teker teker yıkıyorsa, hem ülke içinde hem de uluslararası arenada tartışılır. Bence bu son derece normaldir. Normal olmayan, AKP’lilerin ve yandaş medyanın, başbakanın hastalığı üzeriden savunma pozisyonuna geçmesidir. İnsanlar doğar, büyür ve ölürler. Başbakan için de durum farklı değildir. Özellikle de muhafazakar gelenekten yetişen bir insan ve takipçileri için, bu durum son derece normal karşılanmalı iken, başbakanın hastalığına dönük yorumlar nedense iktidara ve AKP’ye dönük eleştiriler ve karalamalar olarak algılandı? Neden böyle oldu? Ölüm Allah’ın emri değil mi? Hastalık da sağlık da kaderimizin bir parçası değil mi? İnsanların doyurulmamış merakına dönük bu tepkiler neden? Erdoğan, sadece Türkiye’nin değil, Ortadoğu’nun da 2000’li yıllardaki kaderini değiştirmeye muktedir bir lider. Türk siyasetinin son yıllarda ortaya koyduğu güçlü ve duruma hakim ender liderlerden biri. Peki neden bu korku? Bu  savunma pozisyonu? Sanırım bu sorunun cevabı bende değil.

Öte yandan, Cemaat-AKP arasındaki savaş, daha çok Mit vs. Emniyet-Yargı ekseninde kendini gösterdi. AKP, MİT’in halen kendi kontrolünde olduğunu ve Cemaat’in oraya giremeyeceğini, belli başlı bazı politikalarına müdahale edemeyeceği mesajını  sert bir şekilde verdi. Cemaat ise, Emniyet İstihbarat, Terörle Mücadele gibi bazı birimlerde nasıl yapılandığını, Yargı’da nasıl güç ve kanaat sahibi olduğunu, istediği zaman Erdoğan’ı ve AKP’yi nasıl zor durumda bırakabileceğini herkese ilan etmiş oldu. Cemaat’in AKP’den, bu sonbahardaki seçimler öncesinde 150 Milletvekili istediği, mecliste de artık söz sahibi olmak istediği, ülke yönetiminde daha fazla güç istediği artık bir “sır” değil. İki kişinin bildiği nasıl sır değil ise, STRAFOR‘un bildiği, CIA‘in bildiği, Wikileaks belgelerinde çarşaf çarşaf ortaya dökülen bilgiler de artık sır değildir.

 

Cemaat-AKP arasındaki güç savaşı artık sır değildir. Bu güç odakları, Kemalist paradigmanın yıkılmasında, TSK‘nın ülke yönetimindeki gücünün kırılmasında, Kürt açılımında, BOP eşbaşkanlığında gayet sıkı bir işbirliği içinde hareket ettiler ve ülkenin bugüne dek görmediği bir biçimde, hızlı bir biçimde genel duruşu değiştirmeyi başardılar. Atatürkçüler, milliyetçiler, Türkçüler, sosyal demokratlar bir anda öcü oldular. 12 Eylül ile, 28 Şubat ile hesaplaşma bahanesi ile, maalesef intikam ve rövanş yüklü adımlar atıldı. TSK’nın değerli mensupları içeri atıldılar. Muhalif isimler susturuldular, gazeteciler hayatlarına cezaevlerinde devam etmekteler. Bugüne kadar sıkı-fıkı giden işbirliği belli noktalarda çatırdamaya başladı. Peki bunun sebebi nedir?

 

Cemaat, sahip olduğu entelektüel ve siyasi birikim ile, bugüne kadar AKP’ye büyük destek verdi. Liberal muhafazakar kesimin AKP saflarına katılmasında,  çok sayıda cemaat mensubunun AKP’ye oy vermesi ve çevrelerini de etkilemesi ile AKP ciddi anlamda güç kazandı. Bugün cemaat, tüm bu hizmetlerinin karşılığını istiyor, şu an elde ettiği konumu beğenmiyor ve daha fazlasını hak ettiğini düşünüyor, yönetimde daha fazla söz sahibi olmak istiyor olabilir. Yargı ve emniyette güçlenen cemaat, bu gücün benzerini, Yasama ve Yürütme organlarında da elde etmek istiyor olabilir. Erdoğan’ın buna karşı çıkması, parti içindeki ve ülke üzerindeki tek adam konumunu korumak istemesinden kaynaklanıyor, cemaatin daha fazla güçlenmesinden ve kendi otoritesini tehdit eder hale gelmesinden korkuyor da olabilir. Aklıma gelen nedenler bunlar. Bildiğim bir şey var ise, o da Erdoğan’ın AKP’yi ve ülkeyi totaliter bir şekilde yönetmek istemesidir. Erdoğan, açıkçası, bir kaç yakın adamı ile, AKP’yi ve ülkeyi kafasındaki usüllere uygun olarak yönetmek, parti içinden ya da muhalefetten  çatlak sesler duymak istemiyor gibi. Eleştirilere, güç paylaşımına, yetki devrine, demokrasiye dair herşeye tahammülsüz bir görüntü çiziyor. Bana kalırsa, Erdoğan, içten içe bir padişah gibi davranmak istiyor. Erbakan Hoca’nın milli görüş felsefesi incelendiğinde, bu bana pek de şaşırtıcı gelmiyor.

 

Sonuç olarak, ülkemiz, 2012’e çok fazla şamata ve tantana ile girdi. Cemaat-AKP arasındaki savaş, taraflardan biri taviz verene kadar sürecek gibi görünüyor. Erdoğan, güvendiği adamları, değerli kurmaylarını harcamayan bir isim. Hakan Fidan örneğinde bunu gösterdi. Cemaat ise, ülke içindeki ve dışındaki yaygın şebekesine, arkasındaki çeşitli dış güçlere güvenerek, AKP ile açık açık çatışabileceğinin, AKP hükümetlerinin sorunsuz, tek başına ve halka hizmet için tüm gücünü kullanan iktidar imajını silebileceğinin sinyallerini veriyor.

 

Bence, bu iki gücün kapışmasında, sonucu dış mihraklar belirleyebilir. Erdoğan, son derece güçlü bir lider ve adamlarını kontrol altında tutmada son derece usta. Avrupa ve ABD’yi de şimdilik idare ediyor ve Ortadoğu’daki yeni oluşum için halen en doğru isimin kendisi olduğunu onlara hissettirebiliyor. İşin ilginç yanı, bu iki gücün savaşı sonucunda, gene olan muhalif isimlere oluyor. Wikileaks belgelerine göre, cemaat, AKP’yi zor durumda bırakmak için Nedim Şener ve Ahmet Şık’ı içeri aldı referandum öncesinde. Ben bu belgelerin doğru olduğuna ve AKP-Cemaat arasında ciddi bir savaşın olduğuna inanıyorum. Bu, kısa soluklu bir savaş değil ve sonuçlarını, etkilerini önümüzdeki seçimlerde 4 sene sonra görebiliriz. AKP için, işler eskisi gibi kolay olmayabilir, RTE bir sonraki seçimleri göremeyebilir, ABD, BOP için kendine yeni bir figür bulabilir. Tam tersi de olabilir ve bugün Ergenekoncu, ulusalcıların avlandığı gibi, Cemaatçilerin de bir sürek avı ile temizlenmesine tanık olabiliriz. Bu iki gücün savaşı, ülkemizin ve Ortadoğu’nun kaderini etkileyecektir. Etkilenmeyen ise, ABD’nin ve müttefiklerinin BOP politikası olacaktır. Önümüzdeki günlerde, AKP-Cemaat kapışması ile ilgili yeni gelişmeler izleyebiliriz gibime geliyor. Elimden geldiğince, bu konuyu güncellemeye çalışacağım.

 

 

 

You may also like...

1 Response

  1. 14 Şubat 2014

    […] bir kaç senedir yer altında devam etmekteymiş de yeni su yüzüne çıktı gibi), şurada ve şurada nacizane iki analiz kaleme almış ve gerilimin öncüllerini ve gelişimini açıklamaya […]