The Assessment (2024) – Film İncelemesi

Distopya Külliyatına İlginç Bir Ekleme: The Assessment

Başrollerde Elizabeth Olsen, Alicia Vikander ve Himesh Patel’i izlediğimiz The Assessment, distopya türünü sevenler için ilgili külliyata yeni bir ekleme yapıyor. Yönetmen Fleur Fortune‘ın ilk uzun metrajlı filmi olan yapımda, iklim değişikliği nedeniyle bir felakete uğrayan dünyanın kalıntılarını izliyoruz. İklim değişikliği felaketiyle bitki ve hayvan çeşitliliğini büyük ölçüde kaybeden dünyada, bir grup insan kendi özel bölgelerinde hayatta kalmaya çalışmaktadır. Totaliter bir rejim nüfusu kısıtlamakta, mevcut nüfusun da ilaçlar ile yaşlanması geciktirilmektedir. Böyle bir ortamda çocuk sahibi olmak katı izinlere tabiidir. Mia (Olsen) ve Aaryan (Patel) çifti de bilim insanı kimliklerine ve kariyerlerine güvenerek çocuk sahibi olmak için başvuru yapar. Tüm başvurular evde aile ile yedi gün geçirecek bir memur tarafından denetlenmektedir. Çiftin çocuk sahibi olup olmayacağına karar vermek üzere eve gelen memur Virginia (Vikander) otoriter mizacı ve bürokratik kibri ile ilk günden çiftimizi zorlamaya başlar. Yedi günlük sınav süreci üçlü arasında büyük bir psikolojik gerilim yaratacaktır.

Az sayıda mekanda ve genelde üç karakter üzerinden yürüyen bir film The Assessment. Özellikle Alicia Vikander oyunculuğu ile rahatsız edici bürokratı gayet iyi canlandırıyor ve çiftler arasındaki gerilimi arttırmayı başarıyor. Olsen ve Patel de iyi eğitimli, tek eksikleri çocuk olan aile tipini başarı ile yansıtıyorlar. Senaryo, karakterlerin temsil ettiği değerler ve yapılar üzerinden iyi mesajlar veriyor. Vikander tarafından canlandırılan Virginia, devlet otoritesini, kibri, kuralcılığı ve baskıyı canlandırıyor. Patel, kariyeri ile de uyumlu olarak sanal olanı yaratmak ve sanal bir dünyada yaşamak ile sıkıntısı olmayan bir karakteri canlandırıyor. Otoriter devleti temsil eden bürokrat Virginia ile iyi geçinmeye ve sisteme çomak sokmamaya çalışıyor. Evin altına inşa ettiği kendi sanal dünyasında mutlu görünüyor ve belki de günümüz insanlığının ciddi bir bölümünü temsil ediyor. Etliye sütlüye karışmayan, sosyal medya ve teknoloji bağımlığı ile mutlu olmaya çalışan kitleleri. Olsen tarafından can verilen Mia karakteri ise küçükken muhalif annesini sisteme kurban verdiği için annelik özlemi çeken bir kadını canlandırıyor. Hem kendi yaşamında anne figürü eksik, hem de bir kadın ve filmdeki kariyeriyle biyolog olarak hayatı, canlılığı, anneliğin yüceliğini ve can vermeyi temsil ediyor. Henüz dünyaya bile getiremediği evladı için sisteme baş kaldırmaktan, isyan etmekten ve sistemi sorgulamaktan vazgeçmiyor. Bu üç karakterin de gelişimi filmin finalinde izleyiciyi ekrana kilitleyecek şekilde tamamlanıyor ve taşlar yerine oturuyor.

Filmin temposu yer yer düşüyor. Türü sevenler için bu problem yaratmayacaktır ancak 90-100 dakikalık ve hızlı akan bir film arayışında olanlar bu bölümlerde sıkılabilirler. Finali beklemek ve hikayenin tamamlanmasını izlemek yerinde olacaktır. Virginia karakterinin yarattığı psikolojik gerilim izleyiciyi de rahatsız etmeyi başarıyor. Filmde kullanılan ortamlar ve renk paleti distopyaya uygun dekore edilmiş. Nadiren ve kısıtlı olarak kullanılan müzik gerçekçiliği arttırırken, gerilime de katkı sağlıyor. Oyunculukları ve sanat yönetimi ile başarılı bir film olarak değerlendirilebilir The Assessment. İçinde yaşanılan dünyanın tam olarak derinleştirilmemesi, karakterlerin arka planlarının yüzeysel kalması gibi ufak detaylar kusur olarak sayılabilir. Türü sevenlerin şans vermesini öneririm. Filmi ülkemizde Amazon Prime Video üzerinden izleyebilirsiniz. Filme puanım 7/10. 

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.