Hart’s War (2002) – Film İncelemesi

Yine mi karizmatik Nazi subayı?

Uzun süredir blogu ihmal ediyordum. Eski bir askeri filmi inceleyerek geri  dönüş yapmış olayım. Hart’s War, İkinci Dünya Savaşının son aylarında, Almanya’da bir savaş esirlerinde yaşanan bir dizi olay üzerine kurgulanmış. Başrollerde Bruce Willis ve Colin Farrell’in yer aldığı film; esir kampında yaşanan bir cinayet üzerine kurulan askeri mahkemeyi Nazilerin nasıl manipüle ettiğini ve vatansever bir Albayın bu mahkemeyi nasıl fırsata çevirdiği anlatıyor.

Colin Farrell‘in canlandırdığı Teğmen Thomas Hart, senatör babası sayesinde savaşı cephe gerisindeki planlama ve taktik birimlerinde geçirmektedir. Rütbeli bir subayı birliğine bırakırken Almanların tuzağına düşer ve kendini savaş esirleri kampında bulur. Kamptaki en rütbeli ABD askeri olaran William McNamara vardır (Bruce Willis).  Mcnamara güvendiği adamları ile bir kaçış planı yaparken, esir kampına gelen 2 siyahi ABD’li pilot işleri karıştırır. Irkçılık içerisinde birbirine düşen müttefik askerleri, siyahi havacı subaylardan birinin kaçış hazırlığı yaparken vurulması ve diğerinin de beyaz bir çavuşu öldürdüğü iddiası ile sarsılır. Kampın komutanı Albay Werner Visser’in müsaadesi ile ABD askerleri bir askeri mahkeme kurar ve siyahi pilotu mahkemeye çıkartırlar. Nazi komutanı Visser, mahkemeyi Albay McNamara ile olan gizli mücadelesinde bir araç olarak kullanır ve siyahi pilotun avukatı teğmen Hart’ı da komutanına karşı motive etmeyi başarır.

Film yukarıdaki senaryo üzerinde kurulu. Biraz savaş, biraz hukuk, biraz insanlık sosu ile harmanlanmış olan yapım, İkinci Dünya Savaşı sevenleri için modern zamanın önümüze getirdiği hoş seyirliklerden. Stalag 17 gibi bir klasik ile de kıyaslanabilir. Bu tarz bir kıyaslama da kaybeden taraf olacaktır ama yine de askeri mahkemenin seyri, Nazilerin manipülasyonları ve esir kampındaki psikolojinin bir yansıması olarak film fena iş çıkarmamışa benziyor. Filmin önemli bir bölümünde teğmen Hart’ı görüyoruz. Onun vatanseverlik ile adalet arasında kalışı, McNamara’nın hırsı ve Albay Visser’in ustaca güttüğü kamp yönetim politikası filmi izlenebilir kılıyor. Kamptan kaçış hikayesi, bu tarz filmlerde gördüğümüzün aksi olarak daha arka planda kalıyor. İzlediğimiz ise vatanseverlik soslu bir adalet piyesi gibi. Yine de türün sevenleri için iyi bir seyirlik olabilir. Farrell’in sahnelerinin fazla uzun olması ve karizmatik Alman albayı daha fazla göremememiz dışında fazla bir falsosu yok filmin. Nadir ekrana gelen savaş ve it dalaşı sahneleri ise iyi kotarılmış. Benim puanım 7/10.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir