12 Haziran Seçimlerine Doğru Türkiye

12 Haziran 2011 seçimlerine adım adım yaklaşırken, ülkede gerilimin hızla arttığını görmekteyiz. 2002’den beri iktidarda olan AKP kimilerine göre son derece başarılı ve ileri demokrasinin ülkedeki tek temsilcisi konumunda olmasına rağmen, kimilerine göre ABD ve AB işbirlikçisi, kapalı kapılar ardında İsrail’in en iyi müttefiklerinden biri, devlet içinde İslamcı kadrolaşma yapan ve pek çok konuda başarısız bir iktidar.

2002 öncesine döndüğümüzde ülkemizde yıllarca süren bir koalisyon dönemi olduğunu ve maalesef siyasal istikrarın bir türlü sağlanamadığını söylemek mümkün. Birbiri ardına gelen koalisyonlar devlette sürekliliği sağlamayı başararamış, psikolojik olarak halkı çökerten enflasyon gibi göz önündeki ekonomik sıkıntıların üstesinden gelememişti. Öte yandan terör ile mücadele tam gaz sürüyor, irticaya karşı devlet birimleri etkin bir biçimde mücadele etmeye çalışıyorlardı. Azerbaycan ve Ermenistan meselelerinde, Kıbrıs meselesinde ve hassas dış işleri konularında da hükümetlerin bir nebze olsun tutarlı politikalar izlediklerini, devlet politikasını takip ettiklerini söylemek mümkündü.

DPS-MHP-ANAP koalisyonunu izlediği ulusalcı politikalar, terörle mücadelede gösterdikleri etkin başarı ve PKK’nın nerede ise etkisiz hale getirilmesi ise dış çevreleri rahatsız etmişti. Bu iktidarın zayıf karnının ekonomi olduğu ortadaydı ve 2000’li yıllara yakışmayacak bir ekonomik fiyasko ile meydanı terketmek zorunda kaldılar. Belki de bu küresel güçlerin istediği durumdu.

Uzun zamandır istikrar arayan halk, medyada başlatılan propaganda havasının ve daha önceden hazırlanan hapishane senaryosu ile 28 Şubat komplosunun da etkisi ile AKP’ye oylarını verdi. RTE iktidara mağdur olarak gelmişti. Hapishanede yatmış, dini bütün, delikanlı ve Erbakan’ın tornasından geçmiş bir isim olan RTE muhafazakar kesimin çok sevdiği ve seveceği bir isimdi. Nitekim öyle de oldu. Halk bu genç partiyi ve onun genç liderini bağrına bastı. Herkesin umudu biraz istikrar, ekonomik olarak nefes alan, üreten güçlü bir Türkiye idi.

Geçen yıllarda ise ülkede en göze çarpan gelişme büyük bir kamplaşma oldu. Kamplaşmada bir tarafı dindar ve muhafazakar AKP’li ler temsil ederken, öte yanda laik, milliyetçi-muhafazakar ve sosyal demokrat / sol kesimi görmekteydik. Bu tablo günümüzde de devam etmektedir.

2002’den sonra ülkemiz siyaseti iki kutuplu bir yapıya bölünmüştür. Bu bağlamda RTE’de sık sık iki partili bir meclis istediğini ve yönetimde ABD modeline benzer bir model istediğinden bahsetmektedir. 2 kutuplu Türkiye, AKP döneminde rastladığımız önemli bir siyasal değişimdir.

AKP döneminde en eleştirilen hususlardan biri kadrolaşmalar ve pek çok kadroya işinin ehli olmayan adamların atanması oldu. Ülkemiz kadrolaşmalara yabancı değildi fakat bilimum İmam Hatip lisesi mezununun hasmane bir zihniyetle önemli devlet kademelerine yerleştirilmesi tepki çekmekteydi. Milli bilinçten uzak ve ümmetçi hislerle dolu AKP kadrolarının ülkemize olan katkısı elbetteki tartışılabilir.

AKP döneminde ekonominin nispi bir istikrara kavuştuğu söylenebilir. Siyasal istikrarın getirdiği rahatlık ile rahat borçlanabilen ve dış yatırım çekebilen AKP, düşük kur yüksek faiz politikası ile rahat bir biçimde yabancı sermaye çekmiş ve ekonominin çarklarını çevirmeyi başarmıştır. Öte yandan yatırımların reel sektörden çok finans piyasalarına dönük olması ve reel bazda üretimin istenen artışı gösterememesi AKP açısından bir eksidir.

Yine aynı şekilde geçmiş iktidar döneminde izlenen tarım politikalarındaki teslimiyetçilik devam etmiş, ABD ve AB’nin isteği doğrultusunda çiftçi üretmeden “doğrudan gelir desteği”  ile paraya alıştırılmış, yanlış destek politikaları ile tarımsal üretim yanlış yönlendirilmiştir. Bir zamanlar övündüğümüz unsurlarımızdan olan tarımımız bugun kendi tohumunu üretmekten aciz bir haldedir. Hayvancılıktaki hazin durum ve artan et/süt fiyatları hali hazırda herkesin gözünün önündedir.

Maalesef ülkemiz sanayi toplumu olmak isterken tarımı ihmal etmiştir ve bu AKP döneminde de devam etmiştir. Fakat  günümüzde, İsrail, ABD, AB gibi dünyaya hüküm eden güçler tarımı hala etkin bir şekilde kullanmakta, yerli üretimi ve çiftçiyi desteklemekte, yerel tohumları yaşatmak için çaba göstermektedir. AKP’nin tarımda sınıfta kaldığını düşünmekteyim ama bu konuda tek başına AKP’yi suçlamak haksızlık olacaktır. Bu daha önceki hükümetlerinde yaptığı bir hata ve toplum olarak biz de tarımdaki gerilemede suçluyuz.

Kanımca AKP’nin en şiddetli olarak eleştirilebileceği alan ne içerdiğini asla tam olarak anlayamadığımız kürt açılımıdır. AKP seçimden sonra getireceği anayasa paketinde milli birliğimizin temeli olan anayasamızın değişmez maddelerini değiştirme hedefindedir. Bunun yurtdışındaki güçlerinde işine gelecek, ülkemizi etnik temelli bir iç savaşa sürükleyebilecek vahim bir gelişme olduğu ayan beyan ortadadır. Büyük Ortadoğu Projesinin eşbaşkanı olan, Irak’taki ABD askerleri için dua eden Erdoğan, PKK ile mücadele eden kendi askerlerinin generallerini Ergenekon bahanesi ile içeri attırmakta, yargıda ve emniyetteki kadrolaşma sayesinde elinde tuttuğu gücü ülkenin dinamikleri üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallamaktadır.

Anayasamızda Türklük tanımı etnik temele değil vatandaşlık temeline dayanmaktadır. Bu ülkenin vatandaşı olan herkes Türktür. Bunun yanında, Kürt, Çerkez, Laz, Ermeni,Rum ve Yahudiler bin yıldır Türklerin hakim oldugu bu topraklarda rahat ve huzur içinde yaşamışlardır. 12 Eylül döneminin acılarını ve Diyarbakır Cezaevi olaylarını bahane ederek ülkenin bölünme planlarına seyirci kalmanın ve teröristleri Habur’dan davul zurnalar ile içeri almanın AKP’nin hatalarından, hatta gafletlerinden biri oldugu kanaatindeyim. Bu tarz faaliyetler ülkesini seven vatandaşlar ve gözü kapalı AKP destekçileri arasında bir kamplaşmaya da neden olmuştur ve ülkemizdeki tansiyon sürekli olarak yükselmektedir. Milli birliğin zedelenmesi elbetteki güçlü Türkiye’yi karşılarında görmek istemeyen AB, İsrail ve ABD’nin işine gelmektedir.

Seçimlere giderken ortaya çıkan kasetler ile MHP’nin barajın altına itilmek istenmesi AKP’nin işine gelecektir. Başbakan hali hazırda iki partili bir meclis istediğini belirtmiştir. Nerden geldiği belli olmayan bu kasetler MHP yi yıpratma amacını gütmektedir. MHP’nin barajı geçmesi ve mecliste yerini alması yeni anayasa sürecinde etkili olacaktır kanaatindeyim. MHP mecliste temsil edilmesi gereken bir partidir.

CHP ise okyanus ötesi bir operasyonla Baykal’dan kurtulmasının ardından AKP’den çok da farklı politikaları olmayan ve dürüstlüğünü ve halk adamlığını ön plana çıkaran Kılıçdaroğlu tarafından yönetilmekte. Kılıçdaroğlu’nun CHP’si terörist cenazeleri ile geldiği zaman yas ilan ederek seçim bürolarını kapatan bir CHP. Seçim beyannamesinde terörle mücadele ile ilgili dişe dokunur önerileri olmayan ve belli ki açılım sürecini devam ettirerek ülkemizin bölünmesine seyirci kalacak bir CHP. Baykal döneminde ki sert muhalif tavır ne yazık ki yeni CHP’de yok. Bende Kılıçdaroğlu ile birlikte bir silkinme ve ümitlenme beklemekteydim fakat CHP içindeki laik ve Atatürk’çü kadroların tasfiyesi, Kılıçdaroğlu’nun milli birlik ile ilgili dişe dokunur laflar etmemesi ve Türklükten AKP kadar uzak durması, CHP yi AKP’den farkı olmayan bir parti haline getirmekte kanımca.

Özetle, 2011 seçimlerine doğru giderken ülkemizdeki tablonun nahoş olduğunu söylemek mümkün. Erdoğan, ABD ve AB’ye teslim olmuş bir halde dış odaklı projeleri hayata geçirmekle meşgul. İçerde aslan kesilen Başbakan, ruhban okulu, patrikhane, kıbrıs sorunu, ermenistan sınırı, BOP ve Kürdistan gibi konularda tam bir kuzu görünümünde. Sıfır dış sorun politikası herkese taviz vermekten ibaret. Ekonomideki olumlu görünümün arkasında yatan cari açık sorunu ülkemiz için ileride bir problem teşkil edebilir. Artan siyasi baskılar, internete getirilen sansür ve yasak girişimleri AKP’nin ileri demokrasisinin geldiği noktayı özetlemekte. Bu nedenle seçimlede MHP ve CHP’nin alacağı nispeten yüksek oy oranlarının AKP’ye bir ders vermesini ve en azından kendi başına anayasa yapacak bir oy aldırmamasının ülkemiz için yerinde olacağı kanaatindeyim.

Bireysel özgürlüklerin maksimım, internet sansürlerinin ve devlet kontrölünün mimimum olduğu özgür bir Türkiye umuduyla.

AKP’nin eksileri

  • Kürt açılımı
  • Ülkede yarattığı kamplaşma
  • Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir kadrolaşma
  • Ardı arkası gelmeyen yolsuzluklar
  • Başarısız dış politika.
  • Ergenekon soruşturması ve zedelenen TSK itibarı
  • Ekonomideki cari açık
  • Tartışmalı özelleştirme faaliyetleri
  • Gelir dağılımındaki adaletsizliklerin giderilememesi
  • AB ve ABD’ye sonsuz sadakat

 

AKP’nin artıları

  • Ülkeye getirdiği siyasi istikrar
  • Güçlü lider imajı
  • Nispeten başarılı ekonomi politikaları
  • Sağlık reformu ve sosyal güvenlik reformu
  • Askeri vesayete tartışmalı da olsa dokunabilmesi
  • Milli savunma sanayii yolundaki çalışmaların desteklenmesi

 

 

You may also like...

3 Responses

  1. metude dedi ki:

    İyi bir inceleme yazısı olmuş ancak eleştrii yapmak artık bir işe yaramıyor. İnsanlara istediğiniz kadar “AKP çalıyor, AKP bölüyor” diyebilirsinizi ama oylarından vazgeçmezler. Şaşkınlıkla seni dinlerler, söverler ama sandıkta değiştirmezler.

    Antepten duyduğum bir örnek vereyim. 3 dönem 2 belediye başkanı var. A başkan göreve geliyor, “bir yandan çalıyor, bir yandan hizmet yapıyor”, halk kızıyor 2. dönem sandıkta başka birini seçiyor. B başkan ise sadece çalıyor, hizmet yapmıyor. Sonra halk dönüyor A başkanı seçiyor. İnsanlar olaya artık “çalsın ama hizmetini de yapsın” diye bakıyor. Hal böyleyken bu buradan şunu çaldı, örtülü ödenekler nereye gitti, kurumlara akrabalarını dolduruyor demek seçimi değiştirmeyecek.

    Bir de Türkiye’nin sorunlarına çözümleriniz nedir? Olmamış demek kolay, ama çözüm bulmak/üretmek/sunmak zor.

  2. admin dedi ki:

    Açıkçası genel olarak size yakın fikirler taşıdığımı, en azından 12 haziran seçimlerinin ardından fikirlerimde bazı değişmeler olduğunu söyleyebilirim.

    Ülke bölünüyor, laiklik elden gidiyor, askerler ve muhalifler hapislerde çürüyor nidalarının AKP’den oy çalamayacağı artık ortada. 2002’den beri benzer senaryolar üretiliyor. Ama ufak tefek olaylar haricinde ne laiklik, ne üniter yapı zarar görmedi. Gazetecilerin içeride olması insanların pek umrunda değil gibi. Yolsuzluklar, kadrolaşmalar hatta OSYM skandalı bile AKP’nin gücünü zayıflatamadı. Bu bağlamda size katılıyorum.

    Bundan sonra AKP’nin iktidardan gitmesinin tek yolu ekonomik bir kriz ile olabilecektir kanımca. Ekonomik istikrarın bozulduğu, enflasyonun gene çift haneli rakamlarda seyrettiği bir Türkiye’de AKP büyük oy kaybına uğrayacaktır. Ben ancak böyle bir ortamda AKP’nin iktidardan düşeceğine inanmaktayım.

    Çözümlere gelince. Kendimce AKP’nin başarılı bulduğum politikaları var. Bunların devamı ve kendi eklentilerim ile ilgili detaylı bir yazıyı da en kısa zamanda paylaşmak istiyorum.

    Saygılar

  3. metude dedi ki:

    Ekonomik krizin kısa vadede olması muhtemel olmadığına geriye kalan çözümlerden biri şu anki muhalefet ve diğer partilerin lider kadrolarının komple değişmesi. Bu partilerin şu anki kadrolarla, “sadık kitle” haricinde diğer seçimlerde yeni oy kazandıracaklarını düşünmüyorum. Bu nedenle tüm partilerin liderleri kendilerine anlattıkları “seçimlerde başarılı olduk, oy oranımız arttı, sayımız arttı, koltuğumuz arttı” gibi masalları bırakıp, “Evet, yine başarısız olduk, sıra sizin artık, ben arkaplandayım” demesini bilmeli. Hani bir laf vardır, “kaybetmeyi de bilmeli” diye. Partilerin liderleri 30 yıl orada kalmamalı, yeni kişiler denenmeli.İsmet İnönü 50’lerde koltuğu kaybettikten sonra geri alabildi mi? Ecevit geri alabildi mi? (Koalisyonu bir başarı olarak saymayın.) Demirel geri alabildi mi? Durum böyleyken daha da “başarılıyız” demenin bir esprisi yok.

    AK parti’yi kim iktidardan alıkoyabilir? Benim bu konuda gördüğüm en sağlam isim Numan Kurtulmuş. İnsanları dinlediğinizde hep “AKP olmasasa HAS’a verirdim diyor.” Saadet’in gürültülü bir şekilde onu tahliye etmesi adının duyulmasını da sağladı. Muhsin Yazıcıoğlu’nu insanlar ölünce “iyi adammış” diye bağırlarına bastı. Memleketi Sivas onun hatrına yerel seçimlerde BBP’yi seçti. Çoğu kişiye soruyorum “Muhsin Yazıcıoğlu’nu kazadan önce tanıyor muydun?” diye cevaplar malum. Erdoğan’ın 2002’de seçilmesini sağlayan etmenler biri de “gürültülü” şiir okudu-hapse girdi değil mi? Öyleyse böyle bir seçmene en uygun isim Numan Kurtulmuş. (Ben de severim kendisini, televizyonlarda, gazetelerde gördükçe dinliyor, okuyorum. Şu ana kadar ona “şuradan zimmetine bunu geçirdi”, oradan akrabalarını işe aldı, diyebilen de yok. Ve sosyal medyayı diğer partilere göre çok daha etkin kullanıyor. Ekonomist olarak ekonomiye ilişkin bir röportajı vardı. Bulabilsem bağlantı verecektim. Şu anki ekonomiyi en objektif olarak değerlendirdiği bir röportajdı.) Neyse…

    Baraj korkusu oyları değiştiriyor. Bu yüzden Türkiye’de 2 aşamalı sistem olur da referanduma giderse oyum evet olacaktır. Oy bölünmesi, diğer partilerin yapacaklarından korkma, bu ülkede çok şeyi değiştiriyor.

    Bir parti 9 yıl görevde kalıp da tümüyle yanlış işler yapması mümkün değil. Yanlışlıkla bile doğru işler yapabilir. Artık karadeniz sahil yolunu, bolu dağı tünelini, sağlık reformlarını (iyisiyle kötüsüyle eskisinden daha iyi oldu bence), eğitim harcamalarını (öğrenciler okul kitaplarını kullanmıyor olsa da eskiden biz kullanıyor muyduk sanki, okullarımızın ne kara pazarlıklar ile bize kitap aldırdıklarını mezun olunca öğrendik), özelleştirmeler (bir kısmını doğru bulsam da ne şekilde olursa TTelekom’un, ülkenin iletişim ağının özelleştirilmesi hele ki yabancılara verilmesi hiç bir mazereti kaldrmaz) gibi şeyler konusunda insanlara “buradan bunu sattı, bunun değeri bu kadardı, bu kadara verdi” diyerek bir şey elde edilmiyor. İnsanlar hastaneye gittiğinde temizliği, ilgiyi, hekim seçme özgürlüğünü görünce “haaa, özelleştirmeler iyi olmuş” diyor. İnsanlara görmedikleri şeyler üzerinden anlattıklarınızın bir faydası yok. İnsanların görmeden inandığı tek şey, Allah, onun da ne kadar emir ve yasaklarına uydukları ortada…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.