Joel Bakan – Şirket Üzerine

ŞİRKET

 

            Ne zaman hayatımıza girdi şirket? Ne zaman bu kadar yaygın bir hukuksal yapı haline geldi? Neden kapitalizmin simgesi oldu? Bilinçaltımızda  “şirket eşittir iş” (iş yapma) denkliği ne zaman kuruldu. Konunun tarihçesine yabancı olan, merak etmeyen ya da ilk defa araştıran bir kişi, şirketlerin tarihçesinin aslında o kadar da eski olmadığını görünce şaşırabilir. Şirketler, yaşlı gezegenimizin genç varlıklarındandır. Genç, atılgan, yırtıcı ve dominant varlıkları. Esasında ticareti, işi tarih boyunca hep şirketler gerçekleştiriyormuş gibi bir hisse kapılsak da, daha eski dönemlerde iş dünyasına şirketlerin değil tüccarların, soyluların ve burjuva sınıfının hâkim olduğu söylenebilir. Coğrafi keşiflerden sonra da bu durum bir süre daha devam etmiş, bireyler tüccar, korsan, kâşif, zanaatkâr, girişimci, proje üreticisi, komisyoncu, aracı gibi rollerde ticaret yaşamında aktif roller oynamaya devam etmişlerdir.

Bununla birlikte Avrupa’da yayılan Protestan ahlakı, kilisenin iş dünyası üzerinde etkisinin azalması, etkisini artıran kapitalist zihniyet ve liberalizm beraberinde bazı sonuçlar getirmiştir. Aza kanaat etme dönemi bitmiş, ülkeler, bireyler daha fazla kazanmanın, zenginliğin ve gücün peşinde koşar hale gelmişlerdir. Şirket bu kazanç ve güç hırsından beslenerek ortaya çıkmıştır. Coğrafi keşiflerin Avrupa’ya açtığı Asya ve Afrika pazarları ile ticaret yapmak sermaye ve güç gerektiren bir işti. Bu sermaye ve güç arayışı, girişimciler arası işbirliğini, devlet imtiyazlarını, devletlerarası mücadeleleri ve yeri geldiğinde kullanılması gereken askeri kuvvetleri de içerince, önde gelen iş ve devlet adamlarının, girişimcilerin oluşturduğu kumpanyalar ortaya çıktı. İngiliz Doğu Hindistan Kumpanyası, Hollanda Doğu Hindistan Kumpanyası gibi işletmeler dünyanın ilk çok uluslu şirketleridir. Şirketler iş yapmak ve kar elde etmek amacıyla kurulmuş, hisseleri dönemin borsalarında alıp satılan ticari girişimlerdi.

 

Kâğıt üzerinde her şey olumlu gözükse de, işler zamanla değişecek ve kapitalizm vahşi yüzünü zamanla gösterecekti. İlk zamanlarda faaliyet gösteren şirketlerin sayısı sınırlı idi. Daha fazla sermaye toplayabilmek ve yatırım yapacakların zihnindeki korkuları yenmek için şirketlerin, hissedarların her birinden bağımsız tüzel bir kişilik olarak yasalara karşı sorumlu olması sağlandı. Böylelikle şirket hissedarlarının şirket faaliyetlerine ilişkin sorumlulukları koydukları sermaye ile sınırlı oldu. Bu nokta “şirket” için bir dönüm noktası olmuştur. Zira bu, teoride kısıtlı bir sermaye ile limitsiz bir kazanç elde etme fırsatı doğurmuştur. Şirket başarılı olursa dağıtılacak kar payının yanı sıra değerlenen hisselerin elden çıkarılması da önemli bir zenginlik yaratacaktır. Hissedarların sorumlulukları şirket faaliyetlerinden bağımsız bir şekilde koydukları sermaye ile sınırlandırıldığı anda, kitleler halinde şirket hisselerine saldırı başlamıştır. Ne iş yaptığı belli olmayan pek çok şirket kısa sürede kurulup tarih sahnesine karışmış, geride iflas eden ve dolandırılan milyonlar kalmıştır. Zira borsa spekülasyonları ile şirketlerin değeri olması gerekenin onlarca ve yüzlerce katına çıkabiliyor, daha sonra patlayan hisse balonları ve iflaslar sonucunda şirket hisselerini elinde tutan pek çok insanda şirketler ile beraber batıyordu.

 

Şirketler, bu hızla güç kazanarak devlet yönetimindeki şahısları ya da bu kademeleri doğrudan ele geçirerek kontrolü ele almaya başladılar. Piyasalara müdahalesi o dönemin liberal ortamında zaten söz konusu olmayan devletler düzenleyici rollerini de şirketlerin baskı ve lobi faaliyetleri sonucunda gevşetmek durumunda kaldılar.

 

Sanayi devrimi döneminde milyonları aç ve sefil bir şekilde çalışmak durumunda bırakan, sürekli bir pazar arayışı ve üretim çılgınlığında koşan, devletleri sömürge arayışına iten şirketlerden başkası değildir. Şirketler farklı bir formda örgütlenmektedirler. Yönetim kurullarında siyasiler, akademisyenler, sermaye sahipleri, profesyonel uzmanlar olabilir. Toplumun her kesimine nüfuz edebilir, her kesimin hoşuna gidecek söylemler geliştirebilirler. Çalışan sınıfın ağzına istihdam balını çalabilir, işsizlere umut kapısı olabilir, hükümetleri vergi makbuzları ve lobi yöntemleri ile ikna edebilirler.

Şirketlerin tarihçesine baktığımızda genelde acı, kan ve para görmekteyiz. Sanayi devrimi ve sonrasındaki dönemde, şirketler içinde bulundukları topluma ve çevreye karşı sorumluluk taşımamakta, salt kar amacı ile faaliyet göstermekteydiler.  Bu kazanç ve üretim hırsı şirketlerin kendilerine de zarar vermeye başladığı anda ise şirketler faaliyetlerini şeffaflaştırma ve dengeleme yoluna gitmeye çalıştılar. Zira yükselen tepkiler toplumun ve devlet yönetimlerinin harekete geçmesine, şirket faaliyetlerinin çeşitli düzenlemelere maruz kalmasına neden olabilirdi. Şirketler her zaman bu tarz düzenleyici faaliyetlere karşıdır ve sektörel bazda firmaların kendi kendilerini düzenleyebileceklerini, sisteme ayak uyduramayan firmaların zaten kendiliğinden eleneceğini iddia ederler. Öte yandan yakınçağ tarihindeki pek çok olay ve yaşanan skandallar, şirketlerin faaliyetlerinin kamu denetim ve düzenlemelerine tabi olmasının önemini göstermektedir. Şirketlerin henüz palazlandığı dönemlerde Avrupa’da yaşanan borsa skandalları, ABD’de demiryolu şirketlerinin çılgınca hisse satışı yaptığı ve hükümet sübvansiyonlarını elde edebilmek için senato nezdinde gerçekleştirdikleri lobi faaliyetleri, ABD’deki tröstler dönemi şirketlerin hukuki boşluklardan ne kadar iyi yararlandıklarının örnekleridir. 1929 krizi ile birlikte Keynesyen iktisadi politikaların da etkisiyle, devletler şirketlere ve piyasaya dönük düzenleme faaliyetleri içerisine girmiş, takip eden dönemlerde şirketlerde faaliyetlerini iş ahlakı ve sosyal sorumluluk kelimeleri ile süslemeye başlamışlardır. Bununla birlikte, özellikle 20.yüzyılın son dönemlerinde neoliberal iktisat politikaları küresel ekonomi iklimine yeniden hâkim olmuştur. Küreselleşme hareketlerinin getirdiği sermaye dolaşımı, çalışanların, bilginin ve teknolojinin transferinin daha da uygun hale gelmesi şirketlerin gücünü artırmış, 20.yüzyılın ikinci yarısında çokuluslu şirketler ülkelere söz geçirebilecek güçte mali büyüklüğe kavuşmuşlardır.

 

Şirketler güçlerine ve büyüklüklerine yönelen eleştirilere iş etiği kodları,  kurumsal sosyal sorumluluk ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yaptıkları çalışmalar ile yanıt vermeye çalışmıştır. Gelişmiş ülkelerdeki sivil toplum ve kamu bilinci ile başa çıkması güç olan şirketler 20 ve 21.yüzyıllarda rotalarını gelişmekte olan ülkeler ve gelişmemiş ülkelere çevirmişlerdir. Çevre açısından risk teşkil eden ürünlerin üretimi bu bölgelere kaydırılmış, ucuz işçilikten yararlanmak için tesisler bu ülkelerde kurulmuş ve yerel hükümetlerden alınan imtiyazlar ile faaliyetler Asya ve Afrika kıtalarına kaydırılmıştır.

Bu yazı, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Yönetim Organizasyon Bilim Dalı Kapsamındaki İş Ahlakı Dersi (Prof. Dr. Fuat ERCAN)  Ödevi için hazırlanmıştır. Benim şahsi yorum ve değerlendirmelerimi içermektedir. Bilgilendirme amaçlıdır. Başka bir akademik kurumda eğitim, ödev vb. amaçlarla kullanılamaz.

İş yapma açısından baktığımızda şirketlerin günümüz ekonomilerinde önemli bir yeri olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Sahip oldukları hukuki statü sonucunda, küçük girişimcilerin bir araya gelerek büyük girişimler oluşturmalarına, uluslar arası yatırımlara, istihdam sağlanmasına ve yasal sınırlar dâhilinde iş yapılmasını sağlamaktadırlar. Öte yandan, şirket ortaklarının sınırlı sorumluluğu ve şirketlerin ayrı bir tüzel kişilik olarak hukuk önünde temsil edilmesi geçmişteki ve günümüzdeki şirket kaynaklı sorunlara neden olmuştur.

Günümüz dünyasında şirketlere dur diyebilmek mümkün müdür? Küresel ekonomik platformdan şirketler silinip atılabilir mi? Sahip oldukları güç, yasal statü, ekonomideki rolleri ve şirket organizmasının bir kanser gibi toplumun her katmanına tesir etmesinden dolayı, şu saatten sonra şirketlere karşı atılacak adımlar daha çok düzenleyici olacağı söylenebilir. Günümüz toplumlarında eğitim seviyesi hızla yükselmekte, toplumsal bilinç gelişim göstermektedir. Bununla birlikte gelişen sivil toplum bilinci, şirketlerin karanlık faaliyetlerinin önündeki en büyük engeldir. İletişimin ve teknolojinin baş döndürücü bir hızla ilerlediği günümüz toplumunda, sivil toplum örgütlerinin karanlıkları aydınlatma çabası, daha pratik ve kolaydır. Karanlık ve kirli işlerin üstünü örtmek, dolambaçlı meclis ve senato komisyonlarında üstü kapalı aflar çıkarmak günümüz dünyasında daha zordur. ABD hükümetlerinin deniz aşırı ülkelerde faaliyet gösteren şirketlerini rüşvet ve siyasi baskılar ile nasıl kolladığını gösteren Wikileaks belgeleri 2010 yılına damgasını vurmuştur. Günümüz dünyasında, şifreli devlet yazışmaları dahi sivil toplum tarafından bir web sitesi ile tüm dünyaya duyurabilmekte, şirketler, şirketlerin hükümet kanadındaki destekçileri ve karanlık faaliyetleri bir web sitesi ile ifşa olabilmektedir.

 

Gelişmiş ülkelerdeki tüketiciler, satın alma kararlarını verirken şirketlerin sosyal sorumluluk performanslarına ve toplumsal duyarlılıklarına önemli ölçüde değer vermektedir. Bu nedenle büyük şirketlerin hemen hepsinin web sitesinde sosyal sorumluluk faaliyetleri ve çalışma kodlarını içeren bölümler açılmaktadır. Şirketler salt kar amacı gütmenin uzun vadede işletme imajına zarar verdiğin görmüşlerdir. Dolayısıyla, hem toplum tarafında hem de şirketler tarafında bir bilinç artışından bahsedilebilir.

 

İçinde bulunduğumuz küresel konjonktürde, şirketlerin güçleri inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Apple firması banka hesabında 80 milyar dolar nakit bulundurabilirken, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası 50 Milyar dolar civarında nakit dolara sahiptir. Esasında milleti olmayan ve para nerde ise orada faaliyet gösteren şirketlerin çıkarlarını korumak için ulus devletler savaşlar açmakta, cephelere milyonlar sürülmektedir. Şirketler dünyanın her tarafında faaliyet gösterebilmekte, teknolojinin ucuz olduğu yerde AR-GE, işçiliğin ucuz olduğu yerde üretim yapabilmektedirler. Nüfusu 7 milyarı aşan dünya, şirketler için oldukça büyük bir pazar sunmaktadır. Artan eğitim seviyesi ve toplumsal bilinç şirketlere çeşitli sorunlar çıkarmakta olduğu görülse de, şirketler sosyal sorumluluk faaliyetleri gibi stratejik hamleler ile demir yumruklarına kadife eldiven geçirmekte ve adımlarını çok daha dikkatli atmaktadır. Esas niyet daima gizlense de, şirket daima kar ve kazanç peşinde koşan bir canavar olacaktır. Bu canavara dur demek modern ve bilinçli toplumun elindedir. Meclis ve senatolara tüketici ve işçi hakları için baskılar yapmak, şirket faaliyetlerinin daha sıkı denetlenebilmesi için bütçe artırımı ve yasal düzenlemeleri gerçekleştirmek, sivil toplum örgütlerini bağışlar ve üyeliklerle desteklemek ve boykot hakkını kullanmak, demokrasilerin bize tanıdığı hakların sadece birkaçıdır. Dolayısıyla şirketlere karşı daima tetikte olmak, kamu yönetiminin denetim silahını etkili olarak kullanmak ve toplumsal bilinci oluşturmak son derece önemlidir. Bunlar gerçekleştiği takdirde, yeni bir Enron yada Lehman Brothers skandalı yaşama ihtimali azalacaktır.

 

A.M. ÖZKAN

Bu yazı, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Yönetim Organizasyon Bilim Dalı Kapsamındaki İş Ahlakı Dersi (Prof. Dr. Fuat ERCAN)  Ödevi için hazırlanmıştır. Benim şahsi yorum ve değerlendirmelerimi içermektedir. Bilgilendirme amaçlıdır. Başka bir akademik kurumda eğitim, ödev vb. amaçlarla kullanılamaz.

 

You may also like...