Ferrari (2023) – Film İncelemesi
Ferrari – Bir Otomobil ve Yarış Efsanesi
Michael Mann imzalı ve 2023 yapımı Ferrari, Enzo Ferrari’nin hayatının bir bölümünü anlatan bir biyografik yapım olarak nitelendirilebilir. Adam Driver‘ı başrolde ve Enzo Ferrari’yi canlandırırken izlediğimiz filmde eşi Laura Ferrari’ye ise Penelope Cruz hayat veriyor. Yan rollerde ise Patrick Dempsey ve Shailene Woodley gibi oyuncuları görmekteyiz.
Filmde Ferrari şirketinin ve Enzo Ferrari’nin zor günler geçirdiği 1950’lerin sonlarında yaşanan olaylara tanık oluyoruz. İkinci Dünya Savaşında Nazilerin baskısından kurtulmak için şirketinin hisselerinin yarısını eşinin üstüne yapan Enzo Ferrari, şirket yönetiminde eşinin onayı olmadan işlem yapamaz haldedir. Seri üretim spor otomobiller ile rekabet etmekte güçlükler yaşanmakta, firma finansal sıkıntılar ile boğuşmaktadır. Ford ve Fiat gibi otomotiv devleri Ferrari’yi yutma niyetinde iken, Enzo Ferrari ise yarış performanslarını bir reklam olarak kullanarak firmasını ayağa kaldırmayı amaçlamaktadır. Enzo Ferrari’nin eşi Laura ile yaşadığı sıkıntıların temelinde ise çalkantılı özel yaşamı, gayri meşru ilişkisi ve bu ilişkiden olan çocuğu yatmaktadır. İşte film bize bu çalkantılı dönemde Enzo Ferrari’nin yaşamından bir kesit sunuyor.
Esasında bu filmde yaşananların sonrasını Ford v Ferrari ya da ülkemizde gösterilen adıyla Asfaltın Kralları filminde görmüştük. Beklenmedik şekilde son yılların en beğenilen filmlerinden biri olan filmde LeMans 24 yarışlarındaki Ford ve Ferrari rekabetini izlemiştik ve o filmin işin yarış kısmına odaklandığını söylemek mümkün. Bu filmde ise yarışlar her ne kadar Enzo Ferrari için önemli olsa da film için bir arka plan oluşturuyorlar ve yarış sahneleri Ford v Ferrari filmine göre son derece daha kısa. Film daha ziyade Enzo Ferrari’nin özel yaşamı ve şirket yönetimine ilişkin kararlarını, o dönemde bir yarışta yaşanan elim kazadaki sorumluluğunu ve firmasını ayakta tutma çabasını anlatıyor.
Adam Driver’ın rolüne uygun bir performans gösterdiğini söylemek mümkün. Penelope Cruz, evladını kaybetmiş, yaslı ve her an alev almaya müsait Akdeniz kadınını başarıyla canlandırsa da sahneleri genel olarak kısa ve arka planda kalıyor. Dönemin İtalyası, yarışçılığın ve otomotivin bölge için önemi filmde güzel olarak yansıtılsa da hikayenin çeşitli kopukluklar içerdiğini söylemek de mümkün. Ferrari’nin İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşadıkları, evladını kaybettikten sonra eşiyle yaşadığı sıkıntılar ve metres düşkünlüğünün sebebini tam anlamıyla anlamak güç. Fiat ve Ford’un Ferrari üzerindeki hakimiyet çabası da kısa bir kaç sahne ile geçiştiriliyor ve tarihsel arka planı bilmeyen izleyiciler için soru işaretleri bırakıyor. Filmin en büyük eksisi ise kaza sahnelerindeki kötü bile diyemeyeceğimiz CGI kullanımı. Tabii ki yapımcılardan 195x model ve değeri milyon dolarlarla ölçülen koleksiyonluk Ferrari ve Maserati’leri gerçekten patlatmalarını beklemiyoruz ama Flash TV görsellerini andıran CGI’nın sebebini şahsen anlamakta güçlük çektim. Sanıyorum stüdyo Mann’a bu konuda pek bütçe vermemiş ve maalesef yarış ve kaza sahnelerindeki CGI kullanımı filmin kalitesini bir nebze aşağıya çekmiş.
İş adamlarının biyografilerini seven bir birey olarak bu film bana vasatın hafif üzerinde kalitede vakit geçirtti. Tam bir biyografi değil zira Enzo Ferrari’nin yaşamından ancak kısa bir kesit sunuyor. Ayrıca bir Ferrari değil Enzo Ferrari filmi olduğunu da belirtmek lazım. Düşük kalite CGI, kurgudaki kopukluklar ve senaryodaki boşluklar mükemmel bir film olmasını engelliyor ancak benim puanım 7/10 diyebilirim. Filmi Amazon Prime Video üzerinden izleyebilirsiniz.
