Terörle Mücadele, AKP ve Oslo Görüşmeleri

Bir Kurtlar Vadisi klişesi yapayım RTE’ye. “İki kişinin bildiği sır değildir”

Bir süredir bu blogda siyaset yazmıyordum. Memleketin son 10 yılında gerçekleşenler fena halde içimi karartıyor. Siyaset ile aktif olarak ilgilendiğim yıllar da beni çok yıpratmıştı. Genç yaşıma rağmen. fakat gördüklerim, duyduklarım ve okuduklarımdan sonra gene ucundan da olsa bu acı konulara girmek istedim. Son dönemlerde artan şehit haberleri, millet olarak yaramızın kanadığını gösterse de, aslında işler pek de öyle değil. Günlük hayatımıza devam ediyor, şehit haberlerini Facebook ve Twitter tepkileri ile geçiştiriyor, koşuşturmacamıza devam ediyoruz. Yanlış yapıyoruz, hata yapıyoruz.

İş başındaki iktidar, arkasında önemli bir halk desteği olmasına rağmen, terörle doğrudan mücadele etmekten kaçınıyor. Neden? Çünkü efendileri böyle istiyor. Onları iş başına getiren ve iş başından indirecek olan rüzgarın kaynağı, okyanusun öte tarafında.  Bu rüzgara karşı işedikleri zaman, üstlerinin ıslanacağını pek de iyi biliyorlar. Başlattıkları açılım dalgası ellerinde patladı. Verdikleri tavizler, Sayın Öcalan’lar, kelleler, şehitlere ve TSK’ya yapılan saygısızlıklar, Türk tarihindeki bir utanç lekesi olarak yerini almıştır ve kendi alınlarından da ömür boyu silinmeyecektir. AKP iktidarı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en korkak, en sinik, kendi politikasını üretmekten uzak, bağımlı iktidarıdır. Beğenmediğimiz Ecevit, zamanında tüm dünyaya kafa tutarak Türklerin çıkarlarını korumak için Kıbrıs‘a girmişti. İnönü, dünya devlerine direnerek memleketi II.dünya savaşı dışında tutmuş, Çiller-Mesut YILMAZ gibi en vasat politikacılar dahi kurduğu kapsam dışı özel birlikler ile terör ile aktif olarak mücadele etmiş, önemli başarılar elde etmiştir.

CHP’nin Oslo görüşmeleri tam metni ile ilgili basın toplantısına basın yer vermedi.

Peki AKP ne yaptı? AKP iktidara geldiği ilk günden itibaren korkak ve çekingen bir terörle mücadele politika izledi. Herkese şahin olan Erdoğan, mesele terör olunca nedense birden bire serçe oldu. Anca bıçak kemiğe dayandı, sabrı taştı, yan yattı, çamura battı vs. Teröre karşı giriştiği tek icraat, elinde patlayan, bir uluslararası proje olan Kürt açılımı oldu. Büyük umutlar ile başlattığı Kürt açılımı, AKP-PKK arasındaki bir seçim ittifakı olmaktan öteye gidemedi. Genel seçimlerin hemen ardından, PKK çirkin yüzünü gene göstererek saldırılarına başladı. Hazırladıkları açılıma en çok kendileri inandılar, kendileri çaldı kendileri oynadılar.

Basına sızan OSLO görüşmeleri ise, gelinen noktanın ne kadar vahim olduğunu gösterir nitelikte.  İşte artık gizliliği kalmayan, bir rezalet vesikası OSLO görüşmelerinin tam detayları.

CHP’li Haluk Koç, Oslo’da MİT ile PKK’nın “Hakem Devlet İngiltere” gözetiminde mutabakata vardığını öne sürdüğü belgeleri dün açıkladı
Koç’un Meclis’e taşıyacaklarını açıkladığı metin 3 paragraflık giriş ve 9 maddeden oluşuyor. KCK operasyonlarının durdurulması, tutuklu Kürt siyasetçilerin bırakılması ve ateşkes önerilerinin de yer aldığı süreç Silvan’da 14 askerin şehit edilmesiyle sona ermişti(GazeteVatan)

 

Söz konusu metinde taraflar arasında uzlaşmaya varılan hususlar şöyle sıralandı:

-Yaşanan çatışmalı sürecin Türkiye’de şiddet, can ve mal kaybına neden olduğu gerçeğinden ve kalıcı barış, güvenlik, uzlaşı ihtiyacından hareketle taraflar Oslo toplantıları sürecinin devamı konusunda hem fikirdirler.

-Taraflar, demokrasi, insan hakları ve evrensel hukuk ilkeleri temelinde Kürt sorununun çözümünde diyalog ve müzakere yolunun esas alınması konusunda görüş birliğine ulaşmış ve bir an evvel müzakerelere başlamanın gerekliliğine inanmaktadırlar.

-Oslo sürecinin başlangıcından bugüne dek yürütülen çalışmalar ve atılan olumlu adımlar, Kürt sorununun siyaset zemininde ve kamuoyu nezdinde tartışılabilir hale gelmesine ciddi katkı sağlamıştır.

——-

MUTABAKATA VARILAN 9 MADDE  (OdaTV)

Metinde tarafların 9 madde üzerinde mutabakata vardığı belirtilerek, bu maddeler şöyle sıralandı;

-Taraflar, süregelen Oslo ve İmralı süreci bağlamında, Kürt sorununun çözümü konusundaki kararlılıklarını koruduklarını bir kez daha belirtmişlerdir.

-Taraflar, bu güne kadar Oslo ve İmralı süreçlerinde vurgulanan Kürt sorununun kalıcı çözümüne yönelik temasların sürdürülmesi ve yürütülecek çalışmaların Anayasal ve yasal çerçevede sonuçlandırılmasının esas alınmasının gerekliliği konusunda varılan mutabakatları teyit ederler.

-Taraflar, 10 Mayıs 2011 de İmralı’da yapılan görüşmede Sayın Öcalan tarafından sunulan, ’Türkiye’de Temel Toplumsal Sorunların Demokratik Çözüm İlkeleri Taslağı’, ’Türkiye’de Devlet ve Toplum İlişkilerinde Adil Barış İlkeleri Taslağı’ ve ’Kürt Sorununun Demokratik Çözüm ve Adil Barışı İçin Eylem Planı Öneri Taslağı’ adı altındaki taslaklar konusunda, en geç Haziranın ilk haftasına kadar görüş ve önerilerini sunarlar. Kürt tarafı, sözü edilen taslakları memnuniyetle karşılar, prensip ve ilkesel olarak kabul eder.

-Taraflar, aynı süre içinde yukarıda adı geçen taslaklarda zikredilen Anayasa Konseyi, Barış Konseyi, Hakikat ve Adalet Komisyonu için isim düzeyinde çalışma yaparlar ve netleştirdikleri isim önerilerini sunarlar.

-Türk tarafı, seçimlerden sonra en kısa zamanda örgütü temsilen iki kişinin sayın Öcalan’ı ziyaret etmesi, yukarıda adı geçen konsey ve komisyonlar kurulduktan sonra, birer alt komisyonlarının da sayın Öcalan’la ilişkilendirilmesini taahhüt eder.

-Kürt halkının siyasi ve legal temsilcileri, basın yayın organları ve çalışanlarına yönelik uygulanan baskı, tutuklama ve çalışmalarını engelleme vb. yönelimlere son verilmesi ve KCK adı altında gerçekleşen siyasi operasyonlarda tutuklananların serbest bırakılması, sürecin yumuşatılması ve çözüm yönünde ilerlemesi için önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede Türk tarafı ilk adım olarak Newroz ve sonrasında tutuklanan Kürt siyasetçileri bırakmayı taahhüt eder.

-Taraflar, seçimlerin güvenli bir ortamda geçmesi ve ortamın normalleşmesi için, en üst düzeyde kamuoyuna açık çağrı yapacaklardır.

-Kürt sorununun nihai çözümünün, ancak çatışmasızlık zemininde gerçekleşebileceğinden hareketle tüm askeri, siyasi ve diplomatik operasyonların ve eylemlerin durdurulması ve uygun tedbirlerin karşılıklı geliştirilmesi esastır. Bu çerçevede taraflar, 15 Haziran 2011’e kadar her türlü operasyon ve askeri eylemlerini durdururlar.

-Taraflar, müzakereleri derinleştirmek ve gündemdeki konuları tartışmak üzere hazırlıklarını yaparak 2011 Haziran ayının ikinci yarısında bir araya gelmeyi kararlaştırmışlardır.”

Ne olduğunu zaman gösterecek. Gösteriyor da zaten.

———————————-

Görüldüğü gibi Oslo görüşmeleri , Türkiye Cumhuriyeti için bir faciadır, yüz karasıdır. Bu görüşmeyi gerçekleştirenler, arkasındakiler, süreci bu hale getirenler ve buna seyirci kalan yandaş medyanın hesabını, tarih ve yüce Türk milleti kesecektir. Böyle basiretsizlikleri tarih asla unutmaz. Bu rezaletleri normal bir olguymuş gibi göstermeye çalışan sözüm ona liberaller, eski solcular, halkların kardeşliği zırvacıları ve diğer utanmazlar. Türk Milletini ve Misak-ı Milli’ye, Atatürk’e, Türk Milliyetçiğine verdiğiniz zarar çok büyüktür. Bunların hesabını tarih önünde vereceğiniz günü sabırsızlıkla bekliyorum.

 

 

 

You may also like...

3 Responses

  1. osman dedi ki:

    işiniz gücünüz yalan haber üretip milletin kafasını karıştırmak.sizin savunduğunuz CEHAPE de PKK nın yuvalandığı bir parti bunu bilmeyenmi var? en son partidaşınız pkk tarafından misafir edildi biz kör değiliz sizi gidi bölücü masan soyları.

    • admin dedi ki:

      Şu metnin, şu blogun neresinde CHP’yi savunmuşum? Ben Türk milliyetçisi, vatanperver, demokrat bir bireyim. Yorumu okuyuculara bırakıyorum.

  1. 19 Ocak 2013

    […] Ülkemizde son dönemlerde ilginç olaylar oluyor. Büyük bir toplumsal değişim, dönüşüm yaşanmakta ve bunun da arkasında uzun zamandır titizlikle tertiplenen toplum mühendisliği çalışmaları var. Çok uzun zaman önce değil, 90′ların sonlarında, Abdullah Öcalan isimli bebek katili, kelle alıcı, Türk özel kuvvetlerine paketlenip dış güçler tarafından teslim edilmiş halde, bir uçak kabininde sessizce  -aslında çok önceden yazılmış olan- kaderini bekliyor, milyonlar bir anda “Karaoğlan” sevgilisi haline geliyordu. İşbaşına gelen koalisyon hükümeti, milli çıkarları ön planda tutan politikalar üretmeye çalışıyor, özellikle ABD’nin isteklerine boyun eğmemek için elinden geleni yapıyor, bu sırada AB uyum süreci bahane edilerek  idam cezası tamamen kaldırılıyor ve bebek katili kelle alıcı müebbet hapisle “şimdilik” yırtıyordu. Paketi hazırlayan güce verilen sözler tutulmuştu. Apo idam edilmemişti. Fakat DSP-MHP-ANAP hükümetinin başı beladan kurtulmayacaktı. İzledikleri politikalar nedeniyle dış güdümlü basın tarafından acımasızca eleştirilecekler, kaynağı şüpheli 2 büyük deprem ile sallanacaklar, Ecevit’in hastalığı ile perişan edilecekler, DSP‘nin içi kazan gibi kaynatılacak, ülkücüler iktidarı bir türlü kaldıramayacak ve nihayet iktidardan çekilmek zorunda kalacaklardı. Daha önceden 28 Şubat süreci ve göstermelik bir hapis cezası ile kahraman haline getirilmiş RTE, kurtarıcı olarak hepimizi kurtarmaya gelecekti. Bizi hasta Ecevit‘ten,  Apo’yu asamayan Bahçeli‘den, siyasi yaşamı boyunca yolsuzluklar ile eş anlamlı hale gelen Anavatan partisinden, Mesut YILMAZ ve Tansu Çiller gibi halkı ekonomik sıkıntılar ile boğan siyasetçilerden kurtaracaktı. Büyük bir medya desteği, pohpohlama ve ihtişam ile işbaşına gelen AKP, tam olarak iktidar olamadığının bilincindeydi. ABD’nin ve batının yeni çocukları, eski çocukları temizlemeliydi. İşe elbetteki askerlerden ve işbirlikçilerinden başladılar. 2007′deki cumhurbaşkanlığı seçiminde son çırpınışlarını yapan eski çocuklar başarısız oldular. Bundan sonra ise tasfiye ve cezalandırma süreci başladı. Ergenekon ve Balyoz davaları, Gülen cemaatinin de desteğiyle, yeni sivil gladyonun askeri gladyoyu tasfiye etmesi ve cezalandırması şeklinde yorumlanabilir. Artık güç yeni muhafazakar çocuklardaydı. Bu çocukların tek işi Türkiye Cumhuriyetini batının istediği şekilde yönetmek değildi elbette. ABD’nin büyük ortadoğu projesine eşbaşkanlık etmek, sınırı değişecek eski ülkeler ve yeni mini mini islami rejimler için bir rol model teşkil etmek, Cumhuriyetin ve Atatürk’ün kazanımlarını yok etmek, laiklik ile hesaplaşmak, Türk ordusunu Gladyo/Ergenekon bahanesi ile hizaya getirmek ve elbetteki PKK meselesini tavizler vererek çözmek de bu yeni çocukların görevleri arasındaydı. 2003′ten bu yana baktığımızda işlerini üstün bir başarı ile yaptıklarını söyleyebiliriz. O kadar iyiler ki, kendilerini bu misyonu biçenler dahi bu kadar iyi bir performans beklemiyorlardı kanımca. Yazıma son dönemlerde revaçta olan “İmralı – Devlet” görüşmeleri ile devam etmek istiyorum. AKP’nin terörle mücadele zihniyeti ve Oslo görüşmeleri ile ilgili görüşlerimi daha önce şurada yazmıştım. […]