Birinci Dünya Savaşı Filmleri

Tüm savaşları bitirecek olan savaş : Birinci Dünya Savaşı

Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde tüm dünya yukarıdaki beklentinin içindeydi. Sanayi devrimi ve coğrafi keşifler sonucu ortaya çıkan zenginliğin ve sömürgelerin paylaşılamaması sonucunda siyasi olarak birbirine düşen Avrupa devletleri, “tüm savaşları bitirecek son bir savaş” ile sistemin düzene oturacağına inanıyorlardı. 1914’te savaş patlak verdiğinde, yılbaşında önce tüm askerlerin evde olacağı ve kısa sürede sonuçlanacağı düşünülüyordu. Ancak öyle olmadı. Ortadoğu, Kafkaslar gibi coğrafyara sıçrayan, Avrupa’da ise siper savaşlarına dönüşen savaş tam 4 sene sürdü ve milyonlarca insanın yaşamına mal oldu. Hayatta kalan sivil ve askerler ise hayat boyu sürecek sakatlıklar, hastalıklar ve yoksulluk ile boğuştular. Sinema dünyasının hakimi olan Hollywood, ABD’nin Birinci Dünya Savaşındaki rolünün sınırlı olması nedeniyle bu savaşa İkinci Dünya Savaşı kadar ilgi göstermedi desek yanılmış olmayız. Bununla birlikte dünyanın farklı ülkelerinden çok sağlam Birinci Dünya Savaşı filmleri çıktı ve çıkmaya devam ediyor. Bu yazımda öne çıkan bazı Birinci Dünya Savaşı filmlerini sıralamak istiyorum.

1917 (2019)

Daha önce incelemesini şurada paylaştığım 1917, iki İngiliz askerinin tuzağa çekilen 1600 kişilik bir birliği kurtarmak için düşman hatlarının gerisine kritik bir mesaj ulaştırma çabasını anlatıyor. Yönetmen Sam Mendes ve görüntü yönetmeni Roger Deakings‘in büyük kısmını tek plan şeklinde çektiği film gerek sinematografisi gerek bütçesi ile olsun son yılların en dikkat çekici Birinci Dünya savaşı filmlerinden biri. Çekim tekniği sayesinde izleyiciyi savaşın doğrudan içine alan film Batı cephesindeki siper savaşlarının açmazını ve getirdiği yıkımı da başarı ile aktarıyor.

War Horse (2011)

Steven Spielberg‘in yönetmen koltuğunda oturduğu bir film olan War Horse savaşa yine İngiltere perspektifinden bakan bir yapım. Çok sevdiği atına savaş patlak verince İngiliz süvari birlikleri tarafından el konulan bir genç ve atının dostluğuna odaklanan film Batı cephesindeki kanlı mücadeleleri ve siper savaşlarını gayet iyi aktarıyor izleyiciye. Önce atını savaşa gönderen, daha sonra kendisi de silah altına alınan Albert’in duygusal öyküsüne odaklanan film, Spielberg imzalı sahneleri ile izlenmesi gereken Birinci Dünya savaşı filmlerinden biri olarak kendisini listeye yazdırıyor. Filmin incelemesini daha önce şurada yapmıştım.

They Shall Not Grow Old (2018)

The Lord of the Rings ve Hobbit üçlemesi ile sinema severlerin yakından tanıdığı bir yönetmen olan Peter Jackson, Birinci Dünya Savaşında ölüme giden milyonlarca askerin anısına mükemmel bir film/belgesel çekti fakat filmin nispeten az bilindiği söylenebilir. BBC ve Kraliyet Savaş Müzesinin elindeki milyonlarca video ve görseli elden geçirerek renklendiren Jackson ortaya harika bir savaş filmi çıkardı. 2018 tarihli film, Birinci Dünya Savaşında kaderine yürüyen milyonlara adanmış sıradışı bir yapım.

Paths of Glory (1957)

Stanley Kubrick ve savaş filmleri söz konusu olduğunda aklımıza gelen ilk film elbetteki Full Metal Jacket olsa da, yönetmenin 1957 tarihli filmi Paths of Glory‘i de es geçmemek lazım. Kubrick’in Birinci Dünya Savaşında görev alan bir Fransız generalinin ve emirlerine karşı gelen askerlerinin hikayesini anlattığı filmi savaş filmlerine yeni bir boyut kazandırdı ve tartışmalı anlatısı ile Fransa’da bir dönem yasaklandı. Ülkemizde Zafer Yolları adı ile bilinen siyah beyaz filmin başrolünde ise Kirk Douglas var.

All Quiet on the Western Front (1930)

Birinci Dünya Savaşına büyük bir hevesle gönüllü olarak katılan bir grup Alman gencinin, savaşın getirdiği dehşeti ve yıkımla yoğurulan hikayesini anlatan bir film All Quiet on the Western Front. Ülkemizde “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” adı ile bilinen ve Erich Maria Remarque imzalı romandan uyarlanan film İngilizce ve ABD yapımı. 1930 yapımı olan film sadece savaş filmleri arasında değil tüm sinema tarihinde adından başarı ile söz ettiren bir yapım. Üzerinden geçen neredeyse bir asıra rağmen koyduğu çıtayı çok az film aşabildi.

A Farewell to Arms (1932)

Ernest Hemingway‘in meşhur romanı “Silahlara Veda” pek çok kez sinemaya uyarlansa da, 1932 tarihli filmin üzerine çıkabilen yok desek yeridir. Film İngiliz bir hemşire ve Amerikalı bir ambülans şoförünün İtalya’da başlayan aşklarını anlatırken, savaşın sebebini ve amacını da başarı ile sorguluyor. Gary Cooper ve Helen Hayes‘in zamanın ötesindeki oyunculukları da filmin kalitesini bir adım ileriye taşıyor. 1930’ların en iyi fimlerinden biri olarak listemize giriyor A Farewell to Arms.

Johnny Got His Gun (1971)

Nispeten az bilinen savaş filmlerinden biri olan Johnny Got His Gun‘ı rock müzik severler Metallica’nın One adlı şarkısının klibindeki görüntülerden hatırlayacaklardır. Yine bir roman uyarlaması olan ve roman yazarı Dalton Trumbo‘nun bizzat yönettiği 1971 tarihli bu film tüm zamanların en savaş karşıtı işlerinden biri desek yanılmış olmayız. Savaşta ruhunu, vücudunu ve benliğini kaybeden asker Joe Bonham’ın hikayesi savaşların adı değişse de sabit kalıyor.

King and Country (1964)

Savaştan firar etmekle suçlanan İngiliz askeri James Hamp ve askeri mahkemede onu savunmakla görevlendirilen yüzbaşı Hargreaves’in hikayesini anlatan film, savaşın İngiliz gençliği üzerine getirdiği yıkımı ve tükenişi göstermesi açısından son derece başarılı bir yapım. 3 yıl savaştıktan sonra Fransa’dan evine, İngiltere’ye doğru yürümeye başlayan ve çıktığı yolun imkansızlığını anlamaktan uzak olan asker Hamp’in mahkemesi savaşın getirdiği mental yıkımı göstermesi açısından son derece önemli. Filmin üç haftadan kısa bir sürede ve 100000 sterlin gibi bir bütçe ile çekildiğini belirtelim.

Lawrence of Arabia (1962)

Arabistanlı Lawrence bizlerin yakından tanıdığı ve Osmanlı Devletine Hicaz Cephesinde çok çektiren bir İngiliz ajanı olsa da, dünyanın büyük bir kısmı onu bu filmle tanıdı desek yanılmış olmayız sanıyorum. “Arabistanlı Lawrence” olarak bildiğimiz film, İngiliz istihbarat subayı T.E. Lawrence’ın aralarında ciddi farklılıklar bulunan Arap aşiretlerini bir araya getirerek Osmanlı Devletine karşı isyana teşvik etmesini anlatıyor. David Lean‘ın yönettiği filmin başrolünde Peter O’Toole var.

 

Listeyi zaman zaman yerli ve yabancı filmlerle genişleteceğim. Sizler de bu listede olmasını düşündüğünüz filmleri yorumlar bölümünden bana ulaştırabilirsiniz. Herkese iyi seyirler.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.