Cemaat – AKP Kavgası ve 2014 Türkiye’sinde Yaşananlar Üzerine

Merhabalar,

Bundan uzun zaman önce, AKP-Cemaat geriliminin ilk yaşanmaya başladığı sıralarda (belki çok daha sonrasında, görünen o ki gerilim bir kaç senedir yer altında devam etmekteymiş de yeni su yüzüne çıktı gibi), şurada ve şurada nacizane iki analiz kaleme almış ve gerilimin öncüllerini ve gelişimini açıklamaya çalışmıştım. 2013’ün ikinci yarısı ile beraber ise, işler tamamen başka bir boyuta geçti ve Gezi eylemleri ile beraber, bu gerilimi  otoriter AKP hükümetinin sonunun başlangıcı ile beraber okumak mümkün görünüyor.

AKP, kendine biçilen rolün ve ömrün sonuna doğru yaklaşıyor. Erdoğan’ın, artık belki de psiko-patolojik bir bilimsel bakış açısı ile uzmanlar tarafından okunması ve  yorumlanması gereken tutumları, artan otoriterliği, desteğini alarak geldiği “Batı”ya dayak yiyeceğini bile bile dayılanan kısa boylu arka mahalle veledi şeklindeki göstermelik tutumları, uluslararası piyasalardaki para bolluğunun sonuna gelinmesiyle beraber bozulan ekonomik göstergeler ile birleşince, bu sonun çok yakın olmasa da yola çıkıldığını gösteriyor.

Milli Görüş gömleğinin belki farklı, daha açık, daha ılımlı bir rengi olarak tanımlanan AKP, iktidardaki ilk dönemlerinde Kemal Derviş’in iktisadi politikalarını devam ettiren, yüzünü AB’ye dönmüş, BOP’un bölgedeki temsilcisi ve demokratik bir ılımlı İslam devleti olarak faaliyet gösteren, bir model, Türkiye’ye hak ettiği atılımı ve kalkınmayı vaad eden bir parti görünümündeydi. Görünen resimin arkasında ise, Türkiye’yi uluslararası neoliberal iktisadi sisteme daha sıkı ve ayrılmaz bir şekilde entegre etmeye çalışan,  Türkiye’deki eski askeri Gladio’yu temizleyip yerine Sivil (polis) Gladio’yu tesis etmekle görevlendirilmiş, BOP’a büyük destek vermesi beklenen, ABD-İsrail çıkarlarına ters bir iş yapması beklenmeyen, uslu eski İslamcı yeni kapitalist muhafazakar çocuklar (our boys) göze çarpıyordu.

Bütün bu görev ve vazifeleri AKP gerçekleştirirken, ABD’nin ve onun dümen suyundaki yeşil düşünce sisteminin ülkemizdeki en etkili ve güçlü çıkar savunucularından olan Gülen Cemaati de, AKP’ye desteğini asla esirgemiyor, AKP ile karşılıklı bir şekilde paslaşarak eski Gladio’yu tasfiye edip yenisini derhal tesis ediyor, karşılıklı ver-kaçlar ile rakip kaleyi sürekli gole boğan muhteşem bir oyun sergiliyorlardı. Artık son nefesini dahi vermesi beklenmeden tasfiye edilen Askeri Gladio, Kemalist/Cumhuriyetçi/Ulusalcı  kadrolar, kurumlar ve bürokratlar bu turnuvanın kaybedenleri idiler. Yer yer traji-komik bir hal alan tutuklamalar, adli süreçler, mahkeme ve yargılamalar, muhteşem ikilinin görevlerini yerine getirirken aldıkları hazzın ve vurdum duymazlıklarının da bir göstergesiydi.

Peki ne oldu da bugünlere gelindi? Taraflar arasındaki mesele nedir? Dershaneler mi, MİT Müsteşarı Hakan Fidan mı? Cemaat ve AKP arasındaki sürekli devam eden karşılıklı güvensizlik mi? Gülen ve ekibinin 28 Şubat sürecinde Erbakan’ın ardında durmamaları sonucu oluşan geçmişten gelen güven bunalımı mı? MÜSİAD ve TUSKON arasında paylaşılamayan rant, özelleştirme ve kamu ihaleleri mi? Cemaat’in emniyet ve yargı içindeki kadrolaşmasının AKP’yi tehdit eder hale gelmesi mi? Cemaat’in Erdoğan’sız bir AKP istemesi mi? Hepsi mi?

Yukarıdaki sorulara dışarıdan cevap vermek zor görünüyor. Fakat şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki, mesele sadece Dershanelerin Kapatılmasından ibaret değildir. Dershaneler meselesi bardağı taşıran son damla ve buzdağının görünen yüzü olarak nitelendirilebilir kısaca. AKP ve Cemaat, 2000’ler Türkiye’sini yöneten, 2010’lara taşıyan ve bu dönemde de üstünlüklerine devam ettiren, yasama yürütme ve yargıyı birlikte, kardeşçe kullanan kurumlar oldular uzun süredir. Gelinen noktada ise, son bir kaç senedir yeni bir Milli Şef, Führer ya da “Sağlam İrade“li bir TEK ADAM olmak isteyen bir Erdoğan görüyoruz.

Erdoğan ve çevresinin bu yeni düzeni tek başlarına kontrol etmek istemeleri, eski dostlarına yönetim pastasından gereken payı vermemeleri, kendileri için uygun siyasi ortamı hazırlayan ve iş başına getiren Batı Siyaset Sistemi eksenine sırt çevirme denemeleri bu büyük savaşın en önemli nedenleri kanımca.

Erdoğan’ın AKP’sine biçilen rol, Türkiye’yi İslami açıdan radikalleştirmeden, gerekli kalkınma ve demokrasi reformlarını gerçekleştirip, Kürt sorununu BOP çerçevesi içinde çözmesi ve 1.Cumhuriyet kurumlarını muntazam bir biçimde tasfiye ederek, uluslararası ekonomik ve politik liberal sisteme tam entegrasyonu sağlamış II.Cumhuriyeti kurmasıydı. Gelinen noktada ise, İsrail ile -göstermelik de olsa- kavgalı, bölgesel  hatta küresel bir politik lider olma hayalleri kuran, baskıcı muhafazakar fikirlerini tüm Türk halkına empoze etmeye çalışan,  İslami açıdan gittikçe radikalleşen ve Batıyı korkutmaya başlayan, Başkanlık sistemi ile tek adam olma hülyalarına dalıp gitmiş bir Başbakan ve AB hedefinden kopan, yer yer büyük abisi ABD’ye dahi -ancak kameralar önünde- kafa tutmaya kalkan, Davutoğlu’nun Stratejik Rezilliğine kurban gitmiş bir AKP var.

Cemaat ve AKP’nin kavgası işte tam da bu nedenle göründüğünden çok daha derindir. Gezi olayları ile birlikte gittikçe otoriterleşen rejimine sokaklardan tokat gibi bir cevap alan ve afallayan AKP, bu eylemin Gülen Hareketinden ve Batı toplumundan aldığı destek ile beraber geri dönüşü olmayan bir trene bindiğini anladı. Sahibinin çok rafine bir sesi olan Gülen Cemaati, aldığı işaret ile beraber salvolarına başlamış ve AKP için sonun başlangıcını işaret eden savaş tamtamlarını çalmıştır. Gülen Cemaati, göründüğünden çok daha güçlü ve durduk yere kimseye savaş açmayacak kadar da akıllı bir topluluktur. Dolayısıyla, benim iddiam yakın zamanda yaşanan AKP-Cemaat geriliminin, Erdoğan’a Batı toplumunda artan tepkiler, AKP’nin İslami açıdan radikalleşmesi, Mısır’da AKP’nin kardeşi İhvancıların devrilmesi, Suriye’de ve Ortadoğu’da üstad Davutoğlu’nun projelerinin tek tek yerle bir olması ile beraber okunması gerekliliğidir.

Sahipleri açısından oldukça karlı ve sağlam bir yatırım olan AKP, günümüzde kontrolden çıkmaya, boyunu aşan işlere kalkışmaya, radikalleşmeye ve bir akıl tutulmasına doğru sürüklenmiştir. Daha önce Erbakan vakasında olduğu gibi, bu sefer de Gülen Cemaati safını belli etmiş ve AKP’nin yok oluş ekspresinde yolcu olarak değil ama makine dairesinde yerini almıştır.

AKP’nin cemaat, muhalefet, Türklük ve Cumhuriyet’in temellerine açtığı savaş kendisi için sonun başlangıcından başka bir şey değildir. Küresel güçlerin başarılı bir toplum mühendisliği operasyonu ile iş başına gelen AKP, geldiği gibi gidecektir. Fakat görünen o ki, giderken kirli ve acımasız bir savaş verecek, arkasında büyük bir yıkım ve talandan başka bir şey bırakmayacaktır.

 

—————————————————————————————————

Kaynak Göstererek Alıntı Yapılabilir. Hek Hakkı Saklıdır.

 

 

You may also like...