İkinci Dünya Savaşının Kırılma Noktası Hangi Olaydı?

battleof-Britain

Battle of Britain

İkinci Dünya Savaşı, tarihin gördüğü belki de en kanlı savaş olma özelliğini taşıyor. İngiltere, ABD, SSCB, Almanya, İtalya, Japonya, Fransa ve daha çok pek çok ülkenin doğrudan ya da dolaylı olarak katıldığı savaş, büyük bir insan gücünün, teknolojinin ve maddi kaynakların kullanıldığı, tarihin en büyük seferberlik operasyonlarından biri oldu katılan tüm ülkeler için. Peki Hitler Almanya’sının zaferleri ile başlayan bu savaşın kırılma noktası neydi? Bu konuda farklı görüşler var. Bunlarda bir kaçını sizler için derledim.

bulge

Almanya’nın Fransa’yı İşgali – Mayıs 1940

Bazı tarihçiler, Hitler Almanya’sının Paris’e 6 hafta gibi kısa bir sürede ulaşmasının savaşın sonraki dönemine ilişkin seyri değiştirdiğini belirtiyor. Örneğin Yale Üniversitesi Tarih Profesörü Adam Tooze. Tooze’a göre, 1940 itibariyle Almanlar’ın Fransız ve İngilizlerden daha iyi savaş makinelerine ya da teknik olanaklara sahip olduğu inancı bir mitten ibaret. Gerçekte, İngiltere ve Fransa da gayet iyi teknik imkanlara ve ordulara sahip. Yaşanan ise Hitler’in oynadığı büyük kumarın tutması. Tankların yürütülmesinin imkansız olduğu düşünülen Ardennes Ormanlarının Hitler’in mekanize birlikleri tarafından geçilmesi, Fransa’nın kuşatılması ve nihayet Wehrmacht’ın Paris’e girişi Tooze’a göre şans, Alman komutanlarının üstün liderlik yetenekleri ve stratejilerinin bir araya gelmesinin sonucu. Peki Fransa’nın Almanya tarafından işgali neden savaşın kırılma noktası? Yine Tooze’a göre; bu tarihten sonra, daha önce planları Alman üst komuta kademesi tarafından çılgınlık olarak değerlendirilen Adolf Hitler bir stratejiş uzmanı olarak değerlendirilmeye başlandı ve daha sonraki Rusya işgali (Operation Barbarossa) ve İngiltere’nin ele geçirilmesi planlarına daha az direnç gösterildi. Tooze, Hitler’in bir kumar oynadığını, Fransa’da bunu kazandığını fakat daha sonraki cephelerde hatalı kararlarının Almanya’yı yok olmaya ittiğini, bu nedenle Fransa’nın işgalinde oynadığı kumarın savaşın dönüm noktası olduğunu düşünüyor. Tooze gibi düşünen tarihçilerin çok az olduğunu ve Almanlar’ın Fransa işgalindeki başarısını kırılma noktası olarak değerlendiren görüşlerin oldukça azınlıkta olduğunu belirtelim.

DDAY

Normandiya Çıkarması

Japonların Pearl Harbor Saldırısı

ABD, bir kez daha Dünya Savaşı ateşine balıklama atlamamayı tercih etmişti. Tıpkı ilk büyük savaşta olduğu gibi. Franklin Delano Roosevelt önderliğinde 1929 bunalımından başarıyla çıkan ve geç yakaladığı sanayi devrimi treniyle hızlı bir şekilde yol alan ABD İkinci Dünya Savaşına girecek miydi? Bazı görüşlere göre ABD, henüz Pearl Harbor saldırısı olmadan evvel de kuzeni Britanya’yı Almanların insafına bırakmaya niyetli değildi ve seferberlik planlarına başlamıştı bile. Bir diğer görüşe göre ise Japonların ABD gibi bir ülkenin deniz gücüne saldırmaları, hem kendileri hem de savaşın seyri açısından bir dönüm noktası oldu. Japonların Pearl Harbor’a saldırmasının ve ABD’yi savaşa “davet etmesinin” dönüm noktası olduğunu düşünen isimler arasında West Point Askeri Akademisi Eski Profesörü Conrad C. Crane ve Kuzey Teksas Üniversitesi profesörü Geoffrey Wawro gibi isimler var. Bu görüşe göre, ABD gibi toprakları savaştan uzak olan, hammadde ve üretim sıkıntısı çekmeyen bir ülkenin seferberlik başlatarak savaşa girmesi, Almanya ve müttefikleri için büyük bir problem yarattı ve savaşın seyrini değiştirdi. ABD, muhteşem seferberlik başarısı ile Rusya ve Britanya gibi müttefiklerini silahlandırmanın yanında, Avrupa genelindeki direniş hareketlerini de beslemeyi başardı ve muazzam bir savaş makinesi yarattı. Kısa sürede tank ve uçak üretiminde ulaştıkları sayılara, savaşa katılan diğer devletin toplamı ancak yetişebildi. Pearl Harbor’a saldırmak ve ABD’yi savaşa sokmak Japonlarda bir pişmanlık yarattı mı bilinmez ancak savaşın ve dünyanın kaderini değiştirdiği kesin.

Almanların Stalingrad Mağlubiyeti

ABD başkanlık dönemleri tarihçisi Robert Dalek gibi isimler ise Pearl Harbor’un önemli bir dönüm noktası olduğunu kabul etmekle birlikte, ABD’nin her halükarda savaşa gireceğini bu nedenle en kritik nokta olmadığını düşünüyorlar. Dalek ve onun gibi düşünen isimlere göre, Nazi savaş makinesinin durdurulabileceğinin ve yenilmez bir güç olmadığının anlaşıldığı Stalingrad müdafaası ve sonrasındaki Alman 6.ordusunun tamamen yok edilmesi savaşın gerçek dönüm noktasını oluşturuyor. Dalek’e göre, Sovyetlerin Nazileri Stalingrad’dan kovması psikolojik açıdan tüm dünyada önemli değişimler yaşattı ve Almanlar’ı saldıran taraf olmaktan çıkartarak, 27 ay sürecek ve Berlin’de sonlanacak bir savunma psikolojisine soktu. Daha da önemlisi, Stalingrad mücadelesi ile beraber Stalin Kızıl Ordu generallerine ve stratejilerine güvenmeye başladı. Böylelikle Georgi Zhukov ve Aleksandr Vasilevsky gibi taktisyenler yeteneklerini gösterebildi ve istedikleri kaynakları alabildiler. Bu taktisyenlerin planladığı Uranüs Operasyonu (Alman 6.ordusunun Stalingrad’ta tamamen kuşatılması) ile bir milyon kızıl ordu askeri 4 gün içerisinde Alman 6.ordusunu çembere almıştı bile. Almanlar, Manstein gibi üstün nitelikli generallerinin çabalarına rağmen 6.ordularını kurtaramadılar. 19 Kasım 1942’de başlayan Uranüs operasyonu Ocak 1943’te son buldu ve Stalingrad Kızıl Ordu tarafından kurtarıldı. Naziler için geri çekilme başlamıştı ve savaş artık eskisi gibi olmayacaktı. Alman 6.ordusu ise yok edildi ve bir daha toparlanamadı. İngiliz savaş tarihçisi Antony Beevor ve Temple Üniversitesi profesörü William Hitchcock gibi isimler de Stalingrad’ın savaşın dönüm noktası olduğunu düşünmekteler. Aynen Robert Dalek gibi.

moskov

Moskova Savunması

Operation Barbarossa

Bazı isimlere göre, Hitler’in Sovyet Rusya’yı işgal planının kendisi savaşın dönüm noktasıydı. 22 Haziran 1941’de büyük umutlarla başlatılan ve o zamana kadar tarihin gördüğü en büyük işgal planı olaran harekat, Naziler için büyük hayal kırıklığı ile sonlanmış ve Kızıl Ordu canavarını uyandırmıştı. Brown Üniversitesinden Omer Partov, bu harekatla birlikte Almanların büyük çaplı bir soykırıma giriştiğini ve Polonya’da dahi uygulamadıkları acımasız bir cinayetler silsilesine başladığını vurguluyor. Cambridge Üniversitesinden bir diğer tarihçi David Reynolds ise Wehrmacht’ın böyle bir operasyona hazır olmadığını, Fransa zaferinden alınan cesaret ile böyle bir kampanyaya girişmenin tamamen hata olduğunu ve savaşın kaderini henüz 1941’de netleştirdiğini düşünüyor. ABD perspektifinden Normandiya çıkartması ve İngiliz perspektifinden Battle of Britain gibi zaferler gündeme gelse de, pekçok tarihçi ve siyasetçinin günlüklerinden ve görüşlerinden savaşın kırılma noktasının (İster Stalingrad ister Barbarossa operasyonunun geneli olsun) Naziler’in Sovyetlere saldırması olduğu görüşü hakim. Rakamlar da bu yönde veriler sunuyor. Savaştaki Amerikan ve İngiliz kayıplarının toplamı 800000 iken, Sovyetler Birliği yaklaşık 27 milyon vatandaşını kaybetmiştir. Bu bağlamda, Aralık 1941’de Almanlar’ın Moskova önünde ilk kez Kızıl Ordu tarafından durdurulması, Barbarossa Operasyonunun ve savaşın en önemli kırılma noktası olarak gösteriliyor. Bu görüşü savunan isimler arasında Cambridge Üniversitesinden Richard Evans ve Kuzey Teksas Üniversitesinden Robert M. Citino gösterilebilir. Adolf Hitler hakkında araştırma yapan önde gelen uzmanlardan Ian Kershaw da Almanların ilk kez Aralık 1941’de Moskova önünde afalladıklarını ve psikolojilerinin değiştiğini ileri sürüyor.

İngiliz tarihçi Andrew Roberts, savaşın dönüm noktası olarak yine Barbarossa Operasyonunu göstermekle birlikte, Aralık 1941 yerine farklı bir tarihi işaret ediyor: Ekim 1941. Roberts’a göre Ekim itibariyle yağmur başlamıştı ve mekanize Nazi birliklerinin ilerleyişi zorlaşmıştı. Bu da savaşın seyrini değiştirdi.

Stalin’in Duruşu

Araştırmacı Laurence Rees de, Ekim 1941 tarihine dikkat çekenlerden. Fakat o Andrew Roberts gibi düşünmüyor. Ona göre Ekim 1941 kritik bir tarih zira Nazi tankları ve orduları Sovyet Başkenti Moskova’nın çok yakınında ve şehirde bir dehşet havası hakimken, Stalin, savunma komitesinde çıkan karara uymayarak kenti terketmeyi reddediyor. Kendisini şehirden tahliye edecek ve daha güvenli olan ülkenin iç kesimlerine götürecek olan treni günlerce bekletiyor. Tüm hazırlıkları iptal ediyor. Bu aşamada savaşın seslerinin Moskova’dan duyulabildiğini ve şehirdeki tüm kaynakların Nazilerin eline geçmemesi için halka dağıtıldığını ya da taşındığını da unutmayalım. Rees’e göre Stalin bu noktada kararlı bir duruş sergiliyor ve savaşın seyrini değiştiriyor. Gerisini ise tarih yazıyor. Kızıl Ordu Moskova’nın düşman eline geçmesini engelliyor ve haftalar sonra da savunma pozisyonundan çıkıp saldırıya geçiyor.

UKSSR

Sonuç

Bu yazıda bazı tarihçilerin ve araştırmacıların savaşa ilişkin olarak belirledikleri kırılma noktalarını özetlemeye çalıştım. Genel kanı, Hitler’in Doğu harekatının bir şekilde savaşın seyrini değiştirdiği yönünde. ABD’nin savaşa dahil olmasının, İtalya’nın etkisiz kalıp saf değiştirmesinin, 1941 itibariyle Nazilerin Yahudiler ile ilgili planlarını uygulamaya koymasının ve Rus direnişinin kritik noktalar olduğu yönünde çeşitli görüşler de var. Siz de görüşlerinizi yorumlar bölümünde belirtebilirsiniz.

**************************************************************************************************************

Kaynak : Laurence Rees, http://www.historynet.com/what-was-the-turning-point-of-world-war-ii.htm/

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.