New Amsterdam (2018) Dizi İncelemesi

Hastane Dizilerine Ne Oldu?

ABD’de hastane dizileri asla eskimiyor. Biz bir dönem Doktorlar‘ı kullandık attık bir kenara. Daha eski nesiller Zeki Alasya ve Metin Akpınar‘lı “Hastane” dizisini hatırlayacaktır. Muhteşem bir siyasi eleştiri ve komedi dizisiydi.Show TV’nin Acil Servis ve Acil Aşk Aranıyor garabetleri de fazla uzun ömürlü olmadı.  ABD’de ise her daim aktif bir kaç hastane dizisi mutlaka oluyor. Grey’s Anatomy ve ER halen yola devam ediyorlar. House 8 sezon boyunca gönüllerde taht kurdu. Scrubs hastane ilişkilerine teatral ve komedi odaklı bir bakış atmayı başardı. Chicago Med ve The Resident gibi hastane dizileri de ilgi çekmeye devam ediyorlar. NBC‘nin 2018 çıkışlı dizisi New Amsterdam da bu dizilerin arasına katıldı. New Amsterdam,  ABD’nin en eski devlet hastanesi olarak biliniyor. Sigortası olsun ya da olmasın, kapıdan giren herkesi iyileştirmeye çalışan New York merkezli bu hastane gönüllülerin çabaları ve bağışları ile ayakta duran bir oluşum.

Kanser Belası

Aynı zamanda eğitim faaliyetlerinin de verildiği bir araştırma hastanesi olan New Amsterdam‘ın başına, yeni bir medikal direktör geliyor (bizdeki baş hekim benzeri bir yapılanma sanıyorum). Max Goodwin adlı bu yeni medikal direktör, tamamen hasta ve tedavi odaklı bir yaklaşımı benimsiyor ve olabildiğince çok hastaya hizmet vermeye çalışıyor. Goodwin gelene kadar para ve maliyet odaklı çalışan doktorlar için bu bir sürpriz olsa da,  Goodwin kararlılığı ve azmi ile hızla işleri değiştirmeye başlıyor. Yoğun bir tempoda çalışan ve tüm hastaneye yeni bir mentalite enjekte etmeye çalışan Goodwin’in kendi yaşam enerjisi ise hızla tükeniyor. Bu bir spoiler değil çünkü Goodwin’in hasta olduğunu dizi ilk bölümde kendisi belirtiyor zaten. Goodwin karısı ile ilişkisini toparlayıp, sağlığını onarmaya çalışırken, bir yandan da prestijli New Amsterdam hastanesinde işleri rayına koymaya çalışacaktır. Arkasına dekanın desteğini ve nitelikli doktorların çabasını alan Goodwin önderliğinde, her bölümde sıradışı vakaların çözülmesini izliyoruz.

Anti-House!

Max Goodwin için Gregory House‘un tam tersi diyebilirim. House ne kadar aksi, umursamaz, alaycı, dobra bir adamsa, Goodwin o kadar iyi, şefkatli, ilgili, politik doğrucu ve yeri geldiğinde susmasını bilen bir adam. Duygusal, çalışkan, House’un aksine kaytarmak gibi bir niyeti kesinlikle yok. Tüm enerjisini işine veriyor. Esasında Goodwin tedaviden ziyade hastanenin medikal işlerinin idaresine odaklanan bir isim. Tedavileri genelde dizinin başrolündeki isimler yönetiyor. House ise ekibi kadar neşteri eline almasa da, özellikle teşhis sürecine yakından dahil olan bir isimdi. House ve Goodwin’in ortak bir yönü var ama. İkisinin de arkasında güçlü destekleri var. Lisa Cuddy House’un tüm pisliklerini kapatıp, teşhise odaklanmasına izin verirken, Dekan Fulton da Goodwin’in sıradışı uygulamalarına ve deneysel yöntemlerine kredi açıyor.

Yeni bir şey var mı?

Peki New Amsterdam diziyi izleyenlere ne sunacak? Yeni bir şeyler var mı? Bu cephede maalesef yeni bir şey yok. Evine gitmeden gece gündüz hastanede çalışan doktorlar, Adderal alarak 48 saat ayakta kalmayı başaran abartılı karakterler, bize abartılı gelecek depresyonlar, krizler, buhranlar. Tüm hastane dizileri gibi bu dizide benzer bir duygusal deneyim yaşatıyor. Bölüm finallerinde soundtrack çalarken, hastalar, doktorlar ve tüm karakterler yaşadıklarının muhasebesini yapıyorlar. Benzer sahneleri Grey’s Anatomy, House gibi dizilerde de çokça izlemişsinizdir.

Dizi ayrıca politik doğruculuğun doruklarında geziyor. Dizideki tüm mağdurlar göçmen, siyahi ya da Latin iken, neredeyse tüm kötülüklerin kaynağı beyaz adam (Max Goodwin hariç, onunda Yahudi olabileceği ima edildi. Hristiyan Beyazlar gene dayak yiyor yani). Sırf beyaz bir eş istemediği için, delice sevdiği kadına sırtını dönen siyahi cerrahın hikayesine mana katılıyor, ekibini siyahlardan oluşturması meşru bir söylem ile aktarılıyor. Guatemala’dan kaçak gelen bir göçmen New York’un göbeğinde kızına neden ABD’lilerin akciğer nakli yapamayacağını falan sorguluyor. Zamanımızın modası eşcinsellik bu diziye de serpiştirilmiş. Eşcinsel evliliği yapmış ve Bangladeş’ten evlat edinmiş nur topu gibi bir psikiyatrımız var. Cumhuriyetçileri kalpten götürecek böyle çok sahne var dizide.

Ne diyorsun izleyelim mi?

Hastane dizilerini seviyorsanız, Gregory House‘un tam tersi bir doktor, ABD sağlık sistemine meydan okuyarak bir hastane yönetse ne olur merak ediyorsanız, New Amsterdam’a bir şans verebilirsiniz. Genellikle bölümler akıcı geçiyor fakat doktorlar arası aşk/dostluk ilişkilerinde olsun, hasta ilişkilerinde olsun çok da sıradışı bir öykü vaat etmiyorlar. Max Goodwin’in gülenyüzü ve çabası hatırına diziye bir şans verilebilir. Kesinlikle kötü bir dizi değil fakat yukarıda da değindiğim çok fazla politik doğruculuk göndermesi var ve dizide yeterince yenilik yok. Yemek yerken, kahvaltı yaparken, bir şeylerle uğraşırken açıp izleyebilirsiniz New Amsterdam’ı. Pür dikkat, replik kaçırmadan izlemeniz gereken bir dizi değil. İkinci sezon onayını da aldı. Hepsi Max Goodwin‘in hatırına.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.