The Professor and the Madman (2019) – Film İncelemesi

Amerikalı Bir Asker ve İskoç Bir Adam İngiliz Dilinin En Büyük Eserini Ortaya Koyabilir mi?

Başrollerinde Mel Gibson ve Sean Penn‘i izlediğimiz, elitist akademi ve 1800’ler İngiltere’si soslu, gerçek olaylara dayanan bir filmle incelemelerimize devam etmek istiyorum. The Professor and the Madman, günümüzün en saygın ve kapsamlı İngilizce sözlüklerinden biri olan Oxford İngilizce Sözlüğünün ortaya çıkış sürecine bir bakış atıyor. Filmin hikayesi kabaca aşağıdaki gibi özetlenebilir:

James Murray (Mel Gibson), alaylı bir dil bilimcidir ve pek çok mektepli profesörü geride bırakarak uzun yıllardır sürüncemede olan Oxford İngilizce Sözlük projesinin başına getirilmiştir. Proje heyeti Murray’den oldukça seri bir şekilde ve ticari amaçlarla kullanılabilecek bir sözlük hazırlamasını ister. Murray ise daha derin, hiç bir İngilizce kelimenin atlanmadığı, günümüzdeki ve geçmişteki anlamları ile temsil edildiği çok daha geniş bir ansiklopedi hazırlamak istemektedir. Murray ve Oxford Üniversitesi arasındaki gerilim sürerken, Murray aradığı desteği ummadığı bir yerde bulur. ABD ordusundan emekli ve şizofreni semptomları gösteren, bir cinayetin faili olan Yüzbaşı William Minor İngiltere’ye sığınmış ve buradaki yargılama sonucunda bir akıl hastanesine kapatılmıştır. Bir tesadüf eseri Murray’in çabasını öğrenen Yüzbaşı Minor, Profesör Murray’e pek çok kelimenin (yaklaşık 10000) farklı bağlamlardaki anlamlarını posta ile ulaştırır. Bu esnada kendisi de sanrılarından ve korkularından uzaklaşır. Murray ve Minor arasında sarsılmaz bir dostluk oluşur.

Özellikle Sean Penn‘in performansı ile göz doldurduğu filmde, Mel Gibson alaylı, aslında akademide istenmeyen İskoç profesörü gayet iyi canlandırmış ve Brave Heart sonrası tekrar İskoç bir karaktere bürünmüş. Filmin oyunculuklar, görsellik, tarihi mekanları yeniden canlandırma hususunda oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim. Game of Thrones ekibinden hatırladığımız Natalia Dormer ve Stephen Dillane de yan rollerde filme katkı sunmuşlar. Filmin bence tek sıkıntısı hikayede fazlalık olduğu bariz bir şekilde belli olan Dormer – Penn ilişkisi ve filmin süresi. Yaklaşık 90-100 dk şekilde kurgulansa çok daha iyi olabilirdi diye düşünmekteyim. Sean Penn’in akıl hastanesindeki oyunculuğu tek başına filmi taşımaya yetiyor. Gibson inanılmaz karizmatik yaşlanmış. Sinema salonlarını ve sanal gündemi işgal eden fantastik filmlerden, acayip kurgulardan sıkılan bünyelere film ilaç gibi gelecektir.

Filmle alakalı bilgiler (spoiler içerebilir)

 

  • Ne Minor ne de Murray sözlüğün son halini göremeden hayata veda ediyorlar. Minor sınır dışı edilerek ABD’deki evinde şizofrenik bir adam olarak ölüyor. Murray ise sözlük projesinin başında uzun yıllar devam etmesine rağmen 1900’lerin başında vefat ediyor. Sözlük 70 yıllık bir emek sonunda tamamlanıyor ve ilk edisyonda yaklaşık 1.000.000 kelime içeriyor.
  • Mel Gibson filme temel olan kitabın haklarını 1999’da satın almış ve perdeye ancak 2019’da taşıyabilmiş.
  • Filmdeki Oxford sahneleri bütçe kısıtları nedeniyle Oxford Universitesinde değil İrlanda Trinity College’da çekilmiş. Gibson ve film şirketi bu nedenle davalık da olmuşlar.
  • Filmin yazarı ve yönetmeni, aynı zamanda Apocalypto filmini de yazmıştı. Filmi Gibson yönetmişti.

Kaynak : IMDB

 

Sonuç olarak benim filme puanım 8/10. Yarım saat kadar daha kısa bir film çok daha etkili olabilir ve daha geniş kitlelere ulaşabilirdi diye düşünüyorum. İyi seyirler.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.